Aşık adamlar

Lütfen orta asya sublarına gidip bizi rezil etmeyin.

2020.11.16 11:58 asshunter6969 Lütfen orta asya sublarına gidip bizi rezil etmeyin.

Arkadaşlar bunu tam olarak nereye yazıcam bilemiyorum o yüzden en çok türk reddit kullanicisinin olduğu yere yazmak istedim,askcentralasia gibi sublara sürekli "turan hakkında ne düşünüyorsunuz,azerbaycanı destekliyor musunuz,sizde bizi kardeş olarak görüyor musunuz?" Gibi rus kültürüne aşık insanlara kardeşim naber çekip bizi t*şak malzemesi yapmayın.bilmeyenler için soyleyim subun arkaplanını biz turanı desteklemiyoruz yazmayı düşünüyorlar adamlar bunaldı.ve hayır çoğu bizi kardeşi olarak görmüyor,uzaktan bi tık kuzen ama daha çok ortadoğulusunuz diyorlar.
Her gün ayni soruyu 3 kez görüyorum ve artik türkiyeden oldugumu soylemeye utanır oldum.bizi kardeş gibi görüyor musunuz ve turanı destekliyor musunuz soruları çokca kez soruldu lütfen eski postlara bakın.
submitted by asshunter6969 to Turkey [link] [comments]


2020.10.29 21:24 Garadeus Bir Adam

Kapı eşiğinin ardında bir soğuk
Bir adam yorgun, bir çığlık boğuk
Ayazla çepeçevre sarılmış
Acıyla bir olmuş, tebessüme darılmış
Bir adam yorgun, bir çığlık boğuk
Adamın teninde ta derinlerden bir solukluk
Bir solukluk ki ne var ne yok olmuş
Bir ruh ki zaman değirmeninde solmuş
Bir adam yorgun, bir kadın uzakta
Bir güneş ufukta usulca batmakta
Bir güneş ki ne tam batmış ne tam doğmuş
Bir gökyüzü kuşlara sonsuz, bir adama koğuş
Bir adam yorgun, çok adamlar yorgunlar
Çok adamlar hala bir adamlar
Bir adam olmaktan bıkmış, yorulmuşlar
Çok adamlar kendi sonlarına aşık olmuşlar
Çok adam yorgun, çok çığlık boğuk
Daha çok adamı bir adam edecek bu soğuk
O adamlar ki imkansızı yok bilmişler
O adamlar varlıklarını bir kadında yitirmişler
submitted by Garadeus to turkishpoem [link] [comments]


2020.09.18 03:33 RaufYildirim Türkiyede yaşanılabilecek ortalama br hayatın özeti.

48 saat içerisinde seni ortaya çıkaracak olan iki gamet hücresi birleşiyor ve anlık kimyasal reaksiyonlar ile seni sen yapacak bir zigot ortaya çıkıyor. Büyüyorsun, hücrelerin sayılarını çoğaltıp yavaş yavaş doku topluluklarını oluşturmaya başlıyor, seni karnında taşıyan annen ve seni her daim koruyacak olan ya da bunu beceremeyecek ve hatta sana karşı gaddarlaşacak olan baban senin varlığınla mutlu ve heyecanlılar, imkanları el verdikçe kendilerini ve senin yaşam alanını hazırlıyorlar.
Koskoca 9 ay geliyor anneni yatırıyorlar, senin kalp atışlarının 200'ün üstüne çıkmasını bekliyorlar ve damar yoluyla Pitocin vererek doğumunu hazırlıyorlar ya da bunların hiçbirisini yapmıyorlayapamıyorlar ya da tıpkı benim yaşadığım gibi hayati bir risk taşıyan gebelik hastalığı seni vuruyor, sersemletiyor ve ilk yaşam sınavını veriyorsun. Ama sen ne olursa olsun doğuyorsun, kordonunu kesiyorlar, seni kontrol ediyorlar, burnunu açıyorlar, annene ve sana bez bağlayıp koruyucu bir cihazın içine koyuyorlar, baban sana bakıyor ya da kucağına alıyor, önce seviniyor ve gururlanıyor, ardından gerçekler yüzüne vurduktan sonra aklını binbir türlü düşünceler ve endişeler kaplıyor ne de olsa burası Türkiye nam-ı diğer Dert kafesi ya da Tımarhane artık ne diye çağırırsan.
İlklerle dolu yıllarını geçirdikten sonra 7 yaşına kadar kişiliğin değişiyor, Almanyada kutlamalarla insanlar okula giderken sen endişeler, baskılar içerisinde ve ağlayarak gidiyorsun, baskı görüyorsun hem ailenden hem dışarıdan çünkü Türkiye tımarhaneler ülkesi. 9, 10, 11, 12 yaşlarına kadar geldin derken cinsel organını keşfediyorsun ama o esnada parasızlık, hayaller, baskı, başarısızlık, eziklik, güçsüzlük ve aile bireyleri seni daha çok genç olmana rağmen senin kişiliğini yok ediyorlar ve sen organınla adeta bir enstrüman gibi oynamaya başlıyorsun. Keman ile Paganini çalmak nasıl bir duygu ise sende organınla hayallerine erişiyorsun ve tebrikler! Yepyeni alışkanlıklar kazandın artık Avustralya da yaşıtların haftasonu surf yaparken sen kendini saatlerce kötü bir bilgisayarda takılarak ve kendine ister istemez dikkat edemeyerek kilolu, asosyal, umutsuz ve hayattan beklentileri olmayan bir kişiliğe dönüşüyorsun ve böyle olman çok normal çünkü dışarıda insanlar zaaflarını kullanarak zorbalıkta çığır açmış, kimse seninle ilgilenmiyor, ailen geleceğin hakkında seni çok korkutuyor ve yetmezmiş gibi gereksiz baskılar uygulayıp seni adeta bir köleye çeviriyor. Hayatını ya asosyal ve dejenere bir et parçası olarak ya ders çalışmaktan insanlarla sosyalleşmeyi, merak etmeyi, keşfetmeyi ve aşık olmayı unutmuş ya da sosyal çevresi olan ve yine zorluklata kafa tutan bir şahıs olarak geçireceksin, üçünden birini seçmen gerekiyor, hepsinin bir kötü yanı var ve Avrupaya gözünü çevirdiğinde insanlar rahat rahat hem mutluluğu ve hem keşfetmeyi hemde başarıyı yakalarken sen bunlardan birini seçmelisin. Eğer ders çalışmazsan 50 yaşında, bej renginde gömlek giyen, açlık ve sindirim sistemi rahatsızlıklarından ağzı sarımsak kokan, damağı ve ağız kenarlarında tarhana kalıntıları bulunan, vücudu 14 gün önce sanki parçalarına ayrılıp bir kenara atılan bir leş ya da Hindistan'ın Kolkata şehrinde 300 yıldır aktif olarak insanların malum amaçlar için kullandığı göl ya da sulama nehri gibi kokan, konuşmayı, düşünmeyi, tartışmayı ve anlamayı beceremeyen, gerici ve primitif bir zihne sahip bir yaratık tarafından sana sadece iş olarak teklif edilen, ama Rusya da Sosyalist Devrim için Lenin ve Plehanov'un örgütlediği 11 saat boyunca soğuk ve sıcak arasında çalışan ve Sibirya ile cezalandırılan işçilerden bile daha kötü bir şartlarda, dinlenmeksizin 14 saat boyunca, basık, rezalet ve pislik içerisinde ya da kavurucu Ankara(Bir diğer ismiyle "Atatürk'ün kurduğu Riyad") sıcağında, sadece ekmek ve sarımsak ya da şanslıysan soğan, domates ve çürümüş peynir gibi lükse kaçan yiyeceklerle ve 250 mililitreden daha az su içerek Mısırlı bir kölenin günlük sarfettiği eforun iki ya da üç katını sarfedeceksin ya da hayatı boyunca durmaksızın ve dinlenmeksizin ders çalışarak sosyalleşemeyecek, keşfedemeyecek ve hayatı anlayamayacaksın. Ama bu sefer iyi bir maaşı, statüsü ve bolca vakti olan ama sosyalleşemediğin için arkadaşı, tanıdığı, sevdiği, baktığı kimsesi olmayan, zevksiz, vizyonsuz, mutsuz, soğuk, utangaç, evlenmesi için arkadaşlarından, ailesinden ve akrabalarından inanılmaz seviyede baskı gören ve çekingen bir beyaz yakalıya/memura/akademisyene dönüşüyorsun. İş yerinde durmaksızın ve dinlenmeksizin çalışırken ve işyerinin en parlak çalışanıyken her nasılsa arkadaşların senin için doğum günü partisi düzenliyor, bakımlı erkekler ve güzel kadınlar senin zaaflarını kullanarak binbir türlü bir şekilde seni kutlama yapacakları yere götürüyorlar. Sen çocukluğundan beri sabaha kadar ders çalışmaktan eğlence ve kutlamanın daha ne demek olduğunu bilmiyorken insanlar büyük, süslü ve eğlenceli bir odada bütün ışıkları bir anda açarak "Doğum günün kutlu olsun!" diye bağırıyor, sen korku içerisinde insanları ve onların giyim tarzını anlamaya çalışırken arkadan iki kişi seni pastanın önüne doğru sürüklüyor, bir diğeri elindeki DuPont çakmak ile mumları yakıyor ve bir diğeri "Instagram" denilen bir uygulamaya story denen bir hareketli görüntü yanı "video" atıyor, sen daha çakmağın ismini anlayamamışken senden pastayı üflemeni istiyorlar, yavaşça üflüyorsun, ama ateşi söndüremiyorsun ve mumlar zamanla erimeye başlıyor. Üfleyemediğin için bir başkası etraf yanmasın diye bir yelpaze ile bütün mumları söndürüyor ve herkes tebrik etmeye ve sarılmaya başlıyor o esnada konfeti ve volkanlarla görsel şölen oluşturuluyor. Konfetinin yivsiz namlusundan aniden püsküren kırmızı güller ve partiküller ilgini çekiyorken bir anda iş arkadaşların sana hediyelerini getiriyorlar. Patronun sana dört tane çok pahalı ve ismine "Sauvignon Blanc" denilen bir şarap getiriyor ve kapağını patlatıp içmeni istiyor. Sen daha "Sa, sa, savin-" diye kekelerken bardak çoktan dolmuş oluyor ve bir yudum içmen isteniyor, herkes sessizce sana bakıyor. Ailenin baskıları ve ülkenin gerçekleriyle adeta kurtuluş kapısı olarak gördüğün Fen Lisesine girebilmek için ölümüne çalıştığın liseye geçiş sınavından önce kahvaltıda içtiğin şekerli çayın tadını hala unutamamışken o şaraptan küçücük bir yudum alıyorsun ve alır almaz çok ilginç, farklı ve aromatik bir tat aldığın için aniden patronunun beyaz trikosuna tükürüyorsun, bir anda saniyede iki defa özür dilemeye ve korkudan titremeye başlıyorsun ama patronun gülümsüyor ve omzunu sıvazlıyor ve sen korku ve panikten terlemeye ve titremeye devam ediyorsun ve ikinci bir yudum almanı istiyorlar, azıcık içiyorsun ama tadı çok farklı ve alışılmışın dışında olduğu için bu sefer yine yere tükürüyorsun ve içemiyorsun patronun sana bir başka ve bu sefer daha büyük bir kutu veriyor. Kutudan 4 tane her birinin içinde 9 tane şişe bulunan kutular var, her birinin üzerinde sırasıyla Provence France, Naples Italy ve Novi Sad Serbia yazıyor ve bir diğerinin üstünde ise koskoca harflerle "Don Julio" yazıyor patronun yanına yaklaşıp bunların şarap olduğunu ve "Don Julio" denen şeyin ise "Tekila" olduğunu söylüyor. Koca bir paketle yanına kafadar bir çocuk geliyor, senin eline bir kutu veriyor ve açmanı istiyor ki o da ne! daha çıkalı 3 hafta olmamış arkadaşın sana PlayStation 5 hediye etmiş! Başta her zaman olduğu gibi analiz ediyorsun ama nasıl kullanıldığına dair bir anlam çıkaramıyorsun ama neyse hediye hediyedir bir kenara koyuyorsun. Bir diğer iş arkadaşın geliyor ve sana 25.000₺ değerinde bir şekilli çanta hediye ediyor, içini açıyorsun ve üzerinde 6 teli olan, 90 cm uzunluğunda ve bayağı ağır olan bir metal yığını hediye ediyor, ve senden eline almanı istiyor, düzgünce tutmak yerine gövdesinden tutuyorsun ama arkadaşın sağ elini klavyeye, sol elini tellere koymanı istiyor ve tellerden birine parmağınla dokunmanı daha doğrusu vurmanı istiyor dediğini aynen yapıyorsun elin çok acıyor ve bir anda metal yığınını düşürüyorsun ve arkadaşın tekrardan eline geri veriyor ve bu gitarı düşürmemen gerektiğini söylüyor, bu gitar denilen alet hoşuna gidiyorken bir anda yapılı, selvi boylu, güzel sesli, bakımlı ve zarif bir kadın muhtemelen topukları çok sert bir tahtadan yapılmış, bileklerine kadar uzanan ve siyah renkte bir topuklu ayakkabıyla tahta zeminde bacaklarını öne atarak yürüyüp ses çıkartarak insanlara doğru geliyor. Görünüşe bakılırsa iri postürlü, güçlü ve çok zarif bir vücudu olduğu ve ince tabanlı topuklusuyla ses çıkartarak diğerlerinin ve senin ilgini çekmiş durumda. Bir anda insanların karşısına çok farklı bir enstrüman ile geliyor ve anlaması güç ama inanılmaz derecede etkileyici bir ses çıkartıyor bu sefer elindeki şeyin tahta olduğunu ve diğer elinde bir çubuk ile gövdeyi sürterek ses çıkarttığına hayret ediyorsun ve sen utancından başını yere eğip yüzün kızarmaya ve vücudun titremeye başlıyor. Sonra kadın sana yaklaşıp ilginç bir hediye veriyor ve bu sefer hediyenin içinden büyük bir paket çıkıyor, paketin içerisinde CD ve USB disk var ve kadın bu aygıtların içinde çoğu bestecinin icra ettiği besteler olduğunu söylüyor. Dış ambalajında kıvırcık saçlı adamlar, kimilerinin ellerinde kadının elinde gördüğün tahta parçasının aynısını onların ellerinde olduğunu farkediyorsun ve üzerlerinde "Etude, sonata, nocturne, concerto" yazdığını farkediyorsun. Bir diğer arkadaşın sana "Ayfon" denen bir cihaz veriyor ve sen önceden ailen tarafından sadece iletişim için kullanılan eski Nokia telefonunu neredeyse 18 yaşından beri kullanıyorken bu alet sana çok yabancı geliyor ve saatin yaklaştığını aniden farkedip odadaki bütün insanlardan özür dileyip sadece "Ayfon" denen bir cihazı eline alarak apar topar taksi yakalayıp evine gidiyorsun ve bütün görevlerini şimşek hızında tamamlayıp yatıyorsun ve yıllardan beri hep aynı tempoda olan zevksiz ve tatsız hayatına aynen devam ediyorsun. Gençlik yıllarında sadece sosyalleşir ve başka uğraşlarla ilgilenmezsen maalesef ders çalışmayanlarla aynı kaderi paylaşıyorsun ve bir anda "tanıdık" denen birisi görünüşe bakılırsa içler acısı olan haline üzülüp senden "KPSS" denen bir sınava girmeni ve eğer kazanırsan o sınav sayesinde 14 saat boyunca çok kötü şartlar altında çalışmaktansa 7 saat boyunca huzur içinde rahat rahat çalışabileceğini söylüyor ve KPSS ye çalışmak senin için bir ikinci mesleğe dönüşüyor, hayatın bütün bu seçeneklerden ibaret.
submitted by RaufYildirim to KGBTR [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 10:45 Asusnur GRRM - 1999 Söyleşileri - 3

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
26 Mayıs 2020
Bu son söyleşi ile beraber, GRRM’in 1999 yılı söyleşileri tamamlandı. 2000 ve 2001 söyleşileri hazırlanıyor. Keyifle okuyun.
Starklara ilham veren şey neydi? Taht Oyunlarındaki Stark hanesi fevkalede idi.
Cevap vermesi zor bir soru. Sanırım bir aile hakkında kitap istedim. Bir sürü roman yazdım ama çoğunlukla kahramanlarımın hep yalnız kişiler olduğunu fark ettim. Onlar hiçbir şeye ya da kimseye bağlı olmayan genç ya da yaşlı insanlardı. Bu yüzden bir aile birimiyle bir kez uğraşmanın ilginç olacağını düşündüm. Ayrıca Kralların Savaşı’nda çok fazla tarihten ilham var ve bunu yaparken çok fazla tarihi roman ve tarih okudum; orta çağ’ın aile birimlerinden etkilendim. Güç, o zaman ailevi bir şeydi. Bu dinamil benim için ilginç görünüyordu ve keşfetmeye de değer.
Serideki bir çok karakteri ve alt grafiği düz tutmayı ve hepsinin hareket kabileyetini sürdürmeyi zor buluyor musunuz?
Evet, bazen zor olabiliyor ama hepsini kafamda düz tutabiliyorum. Bu karakterlerin her biri benim için çok farklı ve farklı seslere sahipler ama şüphe yok ki tüm olayların ve zaman çizgisindeki olay bütünlüğünün birbirinin içine girmesi beni deli ediyor. En uygun uyumu sağlamak için olayları en 90 kere tekrar karıştırıyorum. Umarım sonunda hepsini anlamlı hale getiriyorum.
Çok sevdiğiniz bir karakter var mı?
Kabul etmeliyim ki Tyrion’dan hoşlanıyorum ama elbette o bir kötü adam ama hey, iyi bir kötü adamdan daha iyi bir şey yok.
Büyü, 2. kitapta ilkinden daha fazla rol sahibi. Bu konuda ileride daha fazlasını görecek miyiz?
Bu fantezi romanı, bu yüzden içine biraz büyü katmam gerektiğini düşündüm ama bunu çok dikkatli ele almak istedim. Tolkien’in iyi etki sahibi olduğu noktalardan biri de budur. Orta Dünya’nın sihirli bir dünya olduğunu hissedersiniz ve öyledir de; gizem, merak ve sihir ile dolduur ama baktığınızda çok fazla sihirli sahne de yoktur. Gandalf bir büyücü ama aslında büyülü neler yapıyor? Tolkien daha çok “gizem” kullanmıştır. Sauron asla sahneye çıkmaz, büyük ve kötücül sihirli güçleri olduğunu biliriz ama bunları görmeyiz, ne olduğunu bilmeyiz. Sihrin bütünüyle ele alınması incelikli bir halindedir. Onun orada yaptığını anladığımda bana harika bir seçim yapmış gibi geldi. Sıradan bir yerde bir kasap dükkanına ya da dişçiye gider gibi caddenin köşesindeki büyücünün dükkanına herkes ile beraber gidebiliyorsanız, şaşırtıcılığını kaybeder (Yani sıradanlaşıyor). İlk başta sihrin çok incelikli olacağı ve sonra kitaptan kitaba çıkacağı bir seriyi kasten tasarladım ama her zaman alışılmadık ve şaşırtıcı tutacağım.
Şimdiye kadar seri çok ilgi çekiciydi ama aynı zamanda çok karanlıktı ve bazı ana/büyük karakterler için işler daha da kötüleşecek gibi görünüyor. Çok karanlık olduğundan endişe ediyor musunuz?
Bu konuda biraz endişeliyim, çoğunlukla okuyucuların söylediğini duyduğumda. Ancak öte yandan, eğer sadece düşük bir fantezi istiyorlarsa, onlara bunu verebilecek çok sayıda insan var. Bu tür şeyler yazmakla ilgilenmiyorum. Ayrıca, yapmak istediğim bir şey olan şüpheyi arttırdığını düşünüyorum. Okuyucuya herhangi bir karakterin her an ölebileceği hissini vermek istedim. Bu, eğer (karakterler) tehlikeye girerlerse, umarım okuyucu da orada bir takım tehlikeyi deneyimler. (Sadist herif 🙂 )
Kitaplarda ölen insanlar… seri sonunda hayatta kalan olacak mı? 🙂
Kimse son kitapta hayatta kalmayacak, aslında hepsi 5. kitapta ölecek ve 6. kitap binlerce sayfa boyunca mezarların üzerinde yağan kar tasviri ile geçecek. (kitaplar o zamanlar 6 idi.)
Kralların Çarpışmasının ne kadarı karakter yaratma idi? Doldurmanı gereken büyük bir oyuncu kadrosu var.
Karakter yaratma her zaman bunun büyük bir parçası. Bu kadar büyük bir seri ile gerçekten zor kısmı; her karakteri diğerlerinden unutulmaz ve farklı hale getirmenin yolları ile geliyor. Her POV karakterinin kendi sesine sahip, aynı zamanda kendi destekleyici karakterlere ihtiyacı var. Zor olabilir. Neyse ki karakterlerimi gerçek insanlardan daha iyi hatırlıyorum.
Hem iyi hem kötü karakterleri yazmak bakış açınızı etkiliyor mu? Aralarındaki çizgi bulanıklaşıyor mu?
Bu çizgileri bulanıklaştırmak istiyorum. Siyahların ve beyazların değil gri tonlarına boyamayı seviyorum. Birisi bir zamanlar kötü adamın karşı tarafın kahramanı olduğunu söyledi. Bunu yansıtmak istedim. Pek çok fantezinin karton kesimi olan kötü adamları var. Lord Blackness ya da King Evil ya da Monstrous One ya da daha fazlası. Feh.
Sempatik karakterleri sunma konusunda iyi bir iş çıkarıyorsunuz.
Böyle düşünmene sevindim. Bir POV yazmaya başladığımda sizi o kişinin kafasının içine koymaya çalışıyorum, böylece onunla empati kurabilirsiniz, en azından bölümü okurken.
Onları yazarken hepsiyle eşit olarak empati kuruyor musunuz?
Onları yazarken? Elbette. Sonra POV’ları değiştiriyorum ve tarafları değiştiriyorum. Tabii ki en sevdiğim karakterlerim de var. Tyrion, Arya, Jon. . . ama hepsini seviyorum. Öldürdüklerim bile.
Tyrion hakkında konuşalım. İkinci kitapta gerçekten çiçek açıyor.
Diğer herkesten fazla bölümünün olmasına yardımcı oluyor. GoT’a başladığımda her karakter için aynı sayılarda bölümler istemiştim ama sonra gördüm ki bu pek mümkün değil. Bazıları diğerlerinden daha fazla bölüme sahip olmak zorundaydı. Ned ilk kitapta baskın karakter, ikinci kitapta Tyrion daha baskın. Tyrion ayrıca yazmasını en kolay bulduğum karakter. En zor karakterler Jon ve Dany, hikayeleri ana hikayelerden ayrı ilerlemesi ve bölümlerinin kısmen “sihirli” olmasından kaynaklı. Söylediğim gibi büyünün çok dikkatli bir şekilde ele alınması gerekiyor ( Daha sonraki açıklamalarda en zorlandığı karakterin çocuk ve büyü etkisi yüzünden Bran olduğunu ifade etmişti… Bu açıklamayı 2. kitap bittiğinde yaptı. Yani anladığım kadarıyla “büyülü” kısımları yazmak, onu biraz zora sokuyor ve kitabı yazarken hangi karaktelerde bu etki ağırlıkta ise onları yazarken zorlanıyor ).
Bu kitaplar ince bir çizgide yürüyor - tarih meraklıları için çok büyülü olabilirler ve fantezi meraklıları için yeterince büyülü olmayabilirler. Bu seni endişelendirdi mi?
Elbette endişelendirdi. Daha önce kariyerimde taburelerden düşmüştüm. . . en önemlisi korku hayranları için yeterince korkunç olmayan ya da gizem hayranları için yeterince gizemli olan ARMAGEDDON RAG ile. . . ve rock ‘n’ roll hayranları açıkça kitap okumuyor. . . kimse satın almadı.
Seriye dönelim… Bu kitabın diğer fantezilerden farklı bir yönü var. Burada sonuçların ciddi yankıları oluyor, çoğu fantezilerde bu yok.
Neyse ki BUZ VE ATEŞİN ŞARKISI bu problemi yaşamayacak. Tolkien’den sonraki birçok fanteziler elbette korkunçtu. Müthiş yazarlar var, beni yanlış anlamayın. Tad Williams, Robin Hobb, Ursula K. Le Guin, Jack Vance, Guy Gavriel Kay ve diğerleri fantezi alanında harika çalışmalar yaptı ama birçoğu Yüzüklerin Efendisi’nden tüm iyi şeyleri kaynatmış ve kalanları saklamış gibi okuyor.
Efsaneler ve mitler hakkında konuşalım. Bu kitap, olayların mit ve şarkılar haline gelmesiyle ilgili. Bu şekilde mi tasarladın yoksa çalışma şeklin mi böyle?
İşim her zaman romantizm ve gerçeklik arasındaki - efsane ile efsanenin altında yatan gerginlik arasındaki gerilimi keşfetmekti. Bu tema en kısa hikayelerimde bile var.
Başka sorularla beraber Syrio’nun dönüp dönmeyeceği veya Jaqen ile aynı kişi olup olmadığı soruldu ama bu soruyu görmezden gelerek sadece diğerlerini cevapladı.
Arya ve Jon’un birbirlerini ne kadar çok sevdiğini bizi sondajlayarak okuyucuya bir şey mi söylemeye çalışıyorsun? ( 😍 )
“Okuyucuya bir şey söylemek?” Hayır, ben sadece karakterlerin nasıl hissettiğini bildiriyorum. Tabi ki kitaptaki her şey okuyucuya bir şey söylüyor. ( 😍)
Bay Martin, Rhaegar’ın Lyanna’ya tecavüz ettiği izlenimindeydim. Öyle mi, yoksa aşık mıydılar?
Rhaegar ve Lyanna - bu, daha sonraki kitaplaı beklemesi gereken bir bilgi ama bundan emin değilseniz, memnunum. Yapmak istediğim bir şey de gerçeğin belirsizliğini telkin etmekti. Yani, bir düşünün - kendi dünyamızda, Thomas Jefferson ve Sally Hemmings arasında ya da Bill Clinton ve Paula Jones arasında ne olduğunu bile bilmiyoruz. Rhaegar ve Lyanna’nın gerçeği benzer şekilde bilinmesi zor olabilir. . . bir süre için.
Kral Muhafızları eş ve miras hakkından vazgeçiyor ama Jaime nasıl oluyor da Kaya’nın varisi olabiliyor?
Basit, Tywion bunu reddediyor. Eğer bunu kabul ederse Tyrion’un varisliğini kabul etmek zorunda kalacak ve bunu kabul etmekte zorlanıyor.
Bir sahne veya bölüm için POV’u nasıl seçiyorsunuz? İçgüdü? Kaybedecek en çok karaktere sahip olan karakter? En çok kazanacak? En çok acı çekecek?
Bazı durumlarda, tek bir seçenek vardır. Şimdi, karakterler yaygın bir şekilde etrafa dağıldı. Diğer durumlarda, evet, hangi karakterin bana en potansiyel dramayı verdiğini ön görüyorum. Zor olabilir çünkü etrafta çok fazla gizlilik var. Her karakterin diğerlerinden farklı bilgiler vardır. Ancak duygusal etki kesinlikle ön plandadır.
Sizin için yazması en zor karakter kim? En kolayı? Neden?
En kolayı Tyrion. En zoru Jon ve Dany… ve Bran da zor, bilhassa yaşı yüzünden (geldi bizim Bran da konuya. 🙂).
Tyriek Lannister’a ne olduğunu öğrenecek miyiz?
Evet, sonraki kitaplarda.
Çok fazla seks var. Bazıları nedensiz görünüyor, bazıları hikayeye yardımcı oluyor. Hepsi gerekli mi?
Kitaptaki herhangi bir şeyin “gereksiz” olduğuna katılır mıyım bilmiyorum. Yazmaya çalışırken yapmaya çalıştığım şey okuyucularımı oraya anlatmaktan fazlası; sadece anlatmak yerine hikayeye sokmak. Bunu yapmak için, duyusal girdiye ve birçoğuna ihtiyacınız var - manzaralar ve sesler ve ayrıca duygular, kokular ve tatlar. Birkaç kişi boş bir şiddet olduğunu söylemişti, ama bir savaşın nasıl hissettirdiğini başka nasıl anlayabilirim? Diğerleri gereksiz nedensiz bahsetti ama aynı cevap aklımda belirdi ve bu nedenle, aynı zamanda kıyafetlerin, tariflerin ziyafetinin ve armağanların hanedanların nedensiz-gereksiz betimlenmesiyle de suçlandım.
Bay Martin, Westeros neden Diğerleri ve uzun kıştan etkilenen tek yer gibi görünüyor? Dünyanın diğer kısımları umursamıyor gibi görünüyor.
Westeros etkilenen tek yer değil ama en güçlü şekilde etkilenen yer çünkü o kadar kuzeyde uzanan tek kara kütlesi orada. Diğer kıta ise buz gibi bir kutup denizi ile kuzeye bağlı.
Jon’un yeminlerinden azat edilmesi mümkün olabilir mi?
Büyük konsey, Aemon’u üstat yeminlerinden azat edecekti, bu yüzden mümkün olacağını düşünüyorum. Uygun bir otorite ile.
Aegon veya onun torunları neden ejderhaları göz önüne alındığında Dorne’yi fetih etmediler? İki krallığın orduları kavrulmuş, kuzey diz çöküyor, fırtına kralı öldürüldü, eyrie muhtemelen diz çöküyor, harrenhal bir kömür döndü… Dorne’yi bu kadar özel yapan nedir?
Dorne, dağları tarafından korunuyor ve ayrıca dövüş teknikleriyle de. Aegon ile büyük ordularını getirip savaşmadılar ya da kalelerine kapanıp, delik açmadılar. Bir diğer deyişle gerilla tarzı savaştılar.
Kılıçların Fırtınası ve Ejderhaların Dansı arasında beş yıllık bir atlama olmasından bahsedildi. Sanırım amaç Dany’nin ejderhalarının büyümesi? Başka bir sebep var mı?
Ejderhalar ve çocuklar! Bu hikayeye başladığımda 12, 10 ya da 8 yaşındaki çocuklar hakkında binlerce sayfa yazmak istemedim. Arya, Sansa ve Bran’ı biraz daha yaşlandırmam gerekiyor yoksa delireceğim! Ve Rickon’ı da. Üç yaşındaki bir çocuğun POV’unu yazmaya bile çalışmadım ama biraz daha büyüdüğünde o ve Tüylüköpek hikayeye geri dönecek.
Targaryenlar ejderhalarına bağlandıklarında ateşe karşı bir bağışıklık kazanırlar mı?
Bunu sorduğuna sevindim. Onlar bağışık değil, Dany’nin olayı sadece bir kereliğe mahsus mucizevi bir olaydır. Ateşe girip canlı çıktığı için ona “yanmayan” denir ama kardeşi erimiş altına bağışık değildir sanırım.
Ashara’nın menekşe gözlerine vurgu yapılarak Dayne’lerin Targaryen gibi Valyria ile bağı olup olmadığı sorusu soruldu, nasıl bu renklere sahipler vs…
Bir çok İsveçlinin mavi gözleri vardır ama her mavi gözlü İsveçli değildir, aynı mantık Westeros için de geçerli (Yani Valyriakökenli değil ya da Targaryen kan bağı ile ilgili bir şey değil). Ailenin köklerini görmek için isimler yardımcı olabilir. İlk İnsanlar genelde kısa ve basit isimlere sahiptir; Stark, Reed, Flint gibi. Valyria genelde “ae” kullanımı yaygındır. Andallar… pekala, ne Stark ne Targ, mantıklıysa. Lannister, Arryn, Tyrell. Elbette binlerce yıllık melezlenme olduğunu ve kimsenin sad İlk İnsan ya da Andal olmadığını bilmelisiniz. ( @DaenaTargaryenn sana mı demiştim başlık açayım senin için bu konuda? Cevabı burada, bu yüzden açmaya gerek yok sanırım. 😜)
Buz ve Ateşin Şarkısı ne anlama geliyor? Bazıları bunun Ötekilere ve Ejderhalara atıf olduğunu düşünürlerken bazıları karakterlere atıf olduğunu düşünüyor, popüler isim Jon. Herhangi bir yorum?
Bu konuda bir yorumum yok ama birkaç manaya gelen isimlerle tanınıyorum.
Yüzler Adasındaki yeşil adamlar hakkında bir şey görecek miyiz ya da duyacak mıyız? Sorusuna, sonraki kitaplarda diye cevap verdi.
Bitti.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.29 07:04 rohunder "Atatürk'ü takip etme bırakıldı, Türkiye öldü." Üzerine Tavsiye Yazısı

Herkese günaydın!
Gruptaki Atatürk paylaşımlarını ve yorumlarını incelediğimde birkaçınızın yapmış olduğu ve birçok kişinin de destediğini gördüğüm yorumlarda, Atatürk Türkiye'sinin 10 Kasım 1938'de öldüğü bahsedilmiş. Bu argümana kısmen katılmakla birlikte kısmen de katılmıyorum. Evet o karanlık günden beri iyiye giden ve gitmesi istenen her şey, şu zifiri karanlık dönemi oluşturacak ve karanlığın fitilini ateşleyecek bir çok rezil ve boktan olaylarla yok edildi. Şu bir gerçek ki Atatürk'ten sonra olan her şey, Rusların şovlarına maruz kaldı. Öyle ki bu Rusların şovları sadece Türkiye üzerinde değil, Afganistan, Azerbeycan, Ermenistan, İran ve kendisine yakın birçok topluluklar üzerinde gerçekleşmiştir. Örneğin Afganistan örneğini verecek olursam, şu an kafada canlanan Afganistan yapısı 1979'dan sonra oluşmaya başladı. 1979'a kadar Afganistan tamamen modern ve gelişime açık bir devletti. Evet toplumun çoğunluğu müslümandı. Ancak hiçbir din yoktur ki siyasete el atmadığı sürece, toplumun içinde var oldukça gelişime müdahale etsin. Afganistan'ın hızla büyümesi ve gelişmesi kimi rahatsız etti dersiniz? Elbette Rusları, yani o zamanki Sovyetleri. Şu an artık Sovyet değiller mi? Emin olun hâlâ Sovyet kafasındalar. Şu an biz nasıl ki Laik Demokratik Cumhuriyet'e sahip olmamıza rağmen bazı kafalarda halen şeriat varsa, onlarda da bu durum var. Hatta çoğunluğu böyle diyebilirim. Ukrayna-Rusya olayını ele alalım. Ukrayna'ya gittiğinizde çoğu barlarda Lenin fotoğrafı hedef tahtası olarak kullanılır ve eğer Rus veya Kürt iseniz size karşı bakış açıları oldukça kötü olacaktır. Neden Kürt dedim? Çünkü Ruslar Kırım meselesini korku ile ve buna bağlı şiddet ile çözebilmek için, kendilerine yıllardır bağlı kalan Kürtlerden destek aldılar. Ukrayna'da gerçekleşen çöp konteynırlarındaki parçalanmış beden mevzusu, Ukrayna'yı derinden yaralamıştı. Öyle ki özellikle Ukrayna'da Türkiye'den Rusya'ya ve oradan da Ukrayna'ya geçen çok özel Kürtlerle karşılaşacaksınız. Her biri eğitimsiz ve vicdandan yoksun kimselerdir. Cepleri ise nereden geldiği belli olmayan balya balya paralarla doludur. Genellikle dolar kullanırlar. Çünkü Rus rublesi olması meselenin nereden geldiğini belli edecektir. Her zaman olduğu gibi "İŞTE BUNLAR AMARIGAN OYUNU!!" diyebilmek için paralarını dolara çevirir ve her şeylerini dolar üzerinden yaparlar. Peki Kürtleri kullanarak öldürülen Ukrayna vatandaşları olayından sonra ne mi oldu? Rusya yıllardır istediği şeye kavuştu: Kırım.
Afganistan mevzusuna geri dönelim. Gelişen ve büyüyen Afganistan'dan rahatsız olan Ruslar, Afganistan'a 1979 yılında Afganistan içerisindeki devleti ele geçirip hükümet kuran komünistlerin tavsiyesi üzerine savaş açtı ve bu savaş neredeyse 10 yıl sürdü. Ruslar bu savaşı tamamen komünist-şeriatçı savaşına dönüştürdü. Elbette Sovyetler bu savaşı kazanamadı. Ülkelerine 15 Şubat 1989 yılında geri döndüler. Sovyetler Birliği 1991 yılında dağıldıktan sonra ne mi oldu? Kafalar halen Sovyet düşüncesiyle çalıştığı için, zamanında kaybettiği Afganistan savaşını kazanma amacıyla, 1994 yılında gizlice destekledikleri şeriatçı toplululuklarının birleşmesine müsaade ederek Taliban terör örgütünün kurulmasına neden oldu ve artık kullanma gereği duymadığı tüm Rus silahlarını kaçakçılar vasıtasıyla örgüte aktardı. Yeni kurulan Rusya Federasyonu'nun diğer ülkelerle yaptığı ticaret ile birlikte elde edilen gelirlerin bir kısmını dolar üzerinden yaparken, dolar üzerinden elde edilen bu gelirleri dünyanın birçok noktasındaki terör örgütlerine aktardılar. Böylece hem Rus rublesi aklanmış oluyor, hem de hedef şaşırtılmış oluyordu. Afganistan'ın yıkımı da böylece gerçekleşmiş oldu. Toprak kazanamadılar ancak kazanamadıkları toprakları ise kullanılamaz hale getirdiler.
Rusların en aktif ve en güçlü oldukları 1970 yıllarında bir de ne mi oldu? İran'da İslam devrimi oldu. Yıllarca krallıkla babalar gibi yönetilen ülke, şeriatçıların ve teröristlerin eline geçti. Peki o yıllarda Türkiye'de ne oldu? Ülkede devasa bir komünizm alevi yükseldi ve bu alevi daha da harlamak için kendilerinden birini feda ettiler: Deniz Gezmiş. Deniz Gezmiş'in asılması komünizme darbe vurmadı, tam tersi alevin daha da harlanmasına neden oldu. Eğer Deniz Gezmiş denilen şahıs, "DEMOKRATİK CUMHURİYETİ YIKACAĞIZ, YERİNE KOMÜNİZM DEVRİMİNİ GETİRECEĞİZ GEREKİRSE SİLAH YOLUYLA!" demek yerine okulunu bitirip siyasi fikirlerini daha iyi ve daha doğru bir şekilde dile getirmek için parti kurup, bu parti çatısı altında fikirlerini ve düşüncelerini medeni bir şekilde dile getirmiş olsaydı ne Rus destekli komünizm kaynaklı kötü olaylar gerçekleşecekti ne de idam edilecekti. Bu durum kahpenin de kahpesi Mahir Çayan ve saz arkadaşları için de geçerlidir.
Bir de gaza getirip rahatça konuşturdukları Aziz Nesin, bu olayların yakın tarihinde Rusları güldüren ama bazı kesimleri sinirlendiren birçok sert cümleler kurdu. Bu cümleler neredeyse kendi hayatına mâl oluyordu ancak kurduğu sert cümleler, Madımak faciasında yanındaki aydın arkadaşlarını kurtaramadı ve bunun cefasını kim çekti? Gerçekleri doğrudan söyleyen Uğur Mumcu ve gerçekleri gün yüzüne çıkaran, Ruslara, onların yardakçısı komünistlere ve özellikle İzmir'de yakalanan o zamanın Sovyet Ajanı Putin'e "SİZİN NE İŞİNİZ VAR LAN ÜLKEMİZDE?" diyerek sorguya çeken ve gerekirse bu puştları konuşturabilmek için gerekli işkence tekniklerine sahip adam gibi adam olan ismini vermek istemeyeceğim ülkesine aşık bazı babalar ve daha birçokları.
Türkiye'de gerçekleşen bu komünizm alevinden rahatsız olan kesim kimdi? Elbette şeriatçılar. Çünkü kendilerine sürekli olarak komünizm kaynaklı raporlarla "Bu komünist adamlar yüzünden din elden gidecek." dendi ve bu kesim bir araya gelip de güçlerini topladıklarında Ruslardan kendilerine önce sevgi dolu mesaj ve milyonlarca dolar para aktarıldı. Aynı Afganistan'da ve İran'da olduğu gibi... Amaç ele geçiremediği toprağı bir daha kullanılamaz hale getirmek... Bu parayla kıçına don dahi bulamayan cahil fütursuzlar tarikatlar kurup, bu tarikatlara adam toplamaya başladılar. Diğer yandan da bu tarikatlara ve şeriata düşman kesim olan komünizm yanlısı Kürtler örgüt haline gelip pkkyı kurdular. İki kesimin de parasal ve silah kaynağı tamamen Rusya üzerindendi. Ancak bir sorun vardı. Her ne kadar milyonlarca dolar harcansa da bu iki kesim istenildiği kadar büyüyemiyor ve yangın körüklenmiyordu. Çünkü karşılarında durmak ve yılmak bilmeyen bir Türk ordusu vardı. Bu sorun nasıl çözülecekti peki? Pkk işe yaramıyordu ve neredeyse örgüt çökmek üzereydi. Ama tarikatlar bu işi yapabilirdi. Hem de en çok istenildiği şekilde. Bu yüzden önce tarikatlarda çocuklar yetiştirilip büyütülmeye başlandı. Sonra bu çocuklar askeri okullara yollandı ve beklemeye başladılar. Bu bekleyiş elbette oturarak olmadı. Siyasete de el almaya başladılar. Rusların desteğini belli etmemek adına siyasete girmesi istenen tarikatçılar öncelik olarak Amerika'ya ve Avrupa'ya yollandı. Orada okul okuyup diplomalarını aldılar. Kafaları bilgiyle doldu ancak kafaları halen Rus destekli tarikat kafasındaydı. Türkiye'ye dönüp siyasete sızdılar. Arada dozu kaçırdılar elbette ama zaten bu doz kaçımı istenen ölçüdeydi. Amaç toplumu Türk askerinden soğutmak. En son benim neslimin de içinde bulunduğu 28 Şubat'taki post-modern askeri darbe ve kendi ürünleri olan, uzun süre askeri okullarda okutup beklettikleri çocukları sahaya inip de meyvesini aldıkları 15 Temmuz olayından sonra toplum tamamen Türk askerinden soğuyup uzaklaştı ve korkar hale geldi. Çünkü atılan her şeriat ve komünizm adımında "Acaba Türk askeri bizi engelleyecek mi?" deniliyordu. Şu an "sanırım" bu sorunları da ortadan kalktı. Tabi ufak olarak sanırım diyorum. Çünkü Türk askerinin ne yapacağı hiçbir zaman belli değildir.
Şu an içinde bulunduğumuz dönem kabul edelim ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık günleridir. Yarın görünmüyor, geçmiş ise puslu gibi. Atatürk ve düşünceleri sanki bizden milyonlarca kilometre uzakta duruyor gibi. Sanki her şey bitmiş gibi. Sanki bütün güç bu fütursuzlarda ve artık elimizden hiçbir şey gelmiyor gibi. Ama hayır! Evet kocaman bir hayır! Şu unutulmamalıdır ki biz yeni nesil olarak elimizde çok büyük bir avantaj var sevgili dostlar: bu orospu çocukları ülkemizi yıkmak için ömürlerini yok yere harcadılar. Evet zenginler, evet çok paraları var. Ama bizde ise onlarda olmayan ve onların da çok korktuğu çok önemli bir silahımız var; beynimiz. Çünkü bu zamana kadar anlattığım tüm olayların sorumluları anne-babalarımız ve onların da anne-babalarıdır. Fark ettiniz mi bilmiyorum ancak bizlere kendi dönemlerinde olduğu gibi söz geçiremiyor, kendi eğitimlerini aktaramıyorlar. Benim neslim bilir, benim neslime Osmanlı terbiyesini aşılamaya çalıştılar. Ancak başaramadılar. Osmanlı terbiyesi tamamen kula kulluk felsefesi üzerine çalışır ve sesini soluğunu çıkaramaz, "kendini siktir" emri geldiği anda domalıp kendini siktirmen gerekir. Bu ancak kendi nesillerinde işe yaradı ve kendilerini Ruslara ve onun yardakçılarına bir güzel siktirdiler. Peki yeni nesilde bu neden işe yaramadı? Bizi neden bozamadılar? Neden yeni nesil Atatürk'ü ve onun düşüncelerine eskiye nazaran daha bağlı? Yaşadığımız kötü olaylardan dolayı Atatürk kıymete bindi diye mi? Hayır. Tamamen modern çağın bir getirisi bu sevgili dostlar; teknoloji ile hemen hemen her şeye erişebiliyor, bu pisliklerin ne gibi pislikler olduğunu görebiliyor, Atatürk'ün ise zamanında bu gibi pisliklere karşı ne gibi icraatlar yapmış olduğunu öğrenebiliyor oluşumuzdur. Bize ve modern çağa asla ayak uyduramayacaklarının, ömürlerini ise boş yere harcadıklarının farkına varmaya başladılar. Bu yüzden ise yapabildikleri son şey olan yeni nesli, özellikleri ve yetenekleri ne olursa olsun engellemeye çalışmak. Ancak bu bile artık işe yaramamaya başladı. Yok oluyorlar sevgili dostlar. Yok olup toprak olacaklar ve biz yeni neslin bu ülkeye kazandıracakları bir çok şeye, Atatürk'ün çağdaş ilkelerini tekrardan diriltmeye, sanata ve bilime engel olamayacaklar. Tek yaptıkları sadece zaman kazanmak. Yani diğer tabir ile uzatmaları oynuyorlar. Tek yapmamız gereken olabildiğince çaba gösterip, bize yatkın olan alan ne ise (bilim, sanat, edebiyat, kültür, zanaat vb.) o alanlarda vicdanımız ile gelişip yoğurularak sahnedeki rolümüze hazırlanmak. Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir." sözü aslında bizden önceki cahil neslin gençleri için değil, modern çağın gençleri olan bizler için söylenmiş bir sözdür. Çünkü Atatürk, bugünlerin gelebileceğini gören bir liderdi ve bu sözünde ise tamamen bize sesleniyor. Buna emin olun ki Atatürk'ün bu sözünü rahatlıkla üstünüze alınabilirsiniz ve şuna da emin olun ki azınlık değiliz. Bizim gibi sahneye çıkmayı bekleyen o kadar çok yaralı insan var ki... Bu günler geçecek dostlarım. Çünkü bu cahil topluluk modern çağın ağırlığını taşıyabilecek yetiye sahip değil, hiçbir zaman da olamayacak. Bu yüzden Atatürk Türkiye'si ölmedi ve hiçbir zaman da ölmeyecek.
Sabırla ve dirayetle aydınlığa erişmek dileğiyle.
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 09:07 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 4 (varoş kızlara ayrı, üniv'li kızlara ayrı taktik)

Üniversiteli Kızlar
Diyelim ki üniversiteye geleli aylar oldu ama siz daha bi tane bile kız tanımıyosunuz! Öncelikle bilmeniz gereken üniversiteli kızların hangi psikolojik durum içerisinde olduklarıdır. Bu kızların büyük bir çoğunluğu tüm lise hayatları boyunca "ulan dur şu üniversiteyi bir kazanana kadar derslere veriyim kendimi kazandıktan sonra istediğim çocuklan çıkarım📷zaten üniversite erkek kaynıyo" mantığı güderek ve başka bir şehire gelerek üzerlerindeki ezici aile baskısından kurtulmuşlardır. Bu da bir kaç noktaya dikkat edersek üniversitede de tavlanamıycak kız olmadığını gösterir.
Şimdi hangi bölümde okuduğunuzu bilmiyorum ama size söyleyebileceğim tek şey Edebiyat fakültesi kız açısından en bereketli bölüm olduğundan bahsedebilirim (Hayır güzelim fen fakültesinden edebiyata yatay geçiş yapılamıyo ))) Size ilk tavsiyem gidip herhangi bir dersine girmenizdir. Yüzlerce kişilik sınıfta kimsenin dikkatini çekeceğinizi sanmıyorum. Önünüze kağıt felan gelirse uyduruk bi ad yazıp imzalayın. Mutlaka bi kaç kızla tanışırsınız. Tenefüste edebiyat kantininde takılmakta faydalı bir davranıştır. Bi kızı gözünüze kestirin. Daha sonra bi şekilde kızla tanışın (ne şekilde diye bişey dudum sanki!)Mesela elinize kalem kağıt alın ve bi kız grubunun masasına oturmak için izin isteyin. Sonra sitemizde anlatılan kız özelliklerini aklınızdan çıkarmayarak şu yalanı uydurun :" Kızlar benim yardıma ihtiyacım var ricam etsem bana yardım edermisiniz." Kızlar meraklanıp "ne ki?" diye soracaktır." "Ben üniversiteli kızların sosyopsikolojik gelişim süreçleri ve postmodern çağın kızlar üzerindeki etkileri konulu bir aaa hazırlıyorum.Sizinle konuşup düşüncelerinizi alabilirmiyim?" sorusu çok masum ve kimsenin aklına kötü bir şey getirmeyecek bir sorudur. Kızlar mutlaka kabul edecektir. Şimdi kızlara şunu söyleyin " Aslında size soracağım bir kaç soru var. Hem bu arada ben tamer isimlerinizi alabilirmiyim?" Ve kızların isimlerini kağıda yazın.Unutmazsınız. Neyse bi kaç soru sorun ne biliyim ne tarz müzikler dinliyonuz📷 ailenizle birlikte mi yaşıyonuz📷 erkek arkadaşınız var mı📷 sizce millenyum nedir📷internet kullanıyor musunuz vb sizin için stratejik bilgileri kıza sorun. Daha sonra başka bir gün kantinde bu kızlardan birini bekleyin. gördüğünüz anda selamlaşın falan. aaae yardımcı olduğu için tekrar tekrar teşekkür edin ve muhabbet ortamı yaratın. Kızla tanıştınız şu an. Elinizde kıza dair her türlü bilgi de var.Artık siz bu kızı tavlayamazsanız gözüme gözükmeyin. Bu taktik başka bir siteden alınmıştır bir deneyin Denenmiş ve denendiği bütün kızlar üzerinde başarıya ulaşmıştır. Ama siz ben bunu yapamam veya nereye kadar böle devam edebilirim ki diyosanız (ki ikincisinde haklısınız en fazla 5-6 kızdan sonra taktik bayar) alternatif yöntemlerde var tabiki.
En önemli kız tavlama mekanı okulunuzun sosyal klüpleridir. Bu klüplerin asıl kuruluş nedeni de zaten kız tavlamaktır.Okulunuzda bulunan klüpleri araştırın ve kız açısından en zengin kaynaklara sahip olan klüplere üye olun. Özellikle Sinema Klübü📷 Tiyatro Klübü📷 ve Çiçek&Böcek&Sevgi&Şiir klüpleri tavlanmayı bekleyen kızlarla dolup taşmaktadır. Bu klüplere üye olarak oradaki ortama girebilir ve girdiğiniz ortamda istemediğiniz kadar çok kızla tanışabilirsiniz. Bunun dışında her yıl yapılan bahar şenliklerinde de bir çok kızla tanışmak ve akabinde tavlamak mümkündür. Biliyorum "hadi leen ne alakası var " diyceksiniz ama en kolay kız tavlayabileceğiniz bir diğer mekan okul kütüphanesidir. Çünkü buraya gelen kızların %90'ının derslerden zaten küçük olan beyinleri sulanmıştır ve bir erkek arkadaşa tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Cesur olun📷kütüphanede güzel bir kız gördüğünüzde hemen oradaki raflara doğru yönelin. Bi şekilde tanışın. Gerisini halledersiniz.
Okullarda bu yöntemleri kullanarak rahatlıkla kız tavlayabilirsiniz. Fakat bu taktiklerin mahallenizdeki kızları tavlama konusunda bir yararı olmayacaktır. Bir sonraki bölümümüzde sizler için mahalledeki kızlarla olan ilişkilerimizi detaylı olarak inceledim..
Mahalledeki Kızlar
Kendi mahallenizden bir kız tavlamanın yolu mahalleden bir kızla arkadaş olmaktır. Onun sayesinde diğer kızlarla tanışıp mahalledeki maximum 5 kızla çıkabilirsiniz. Hatta olayı abartıp bu 5 kızla çıktıktan sonra sizi bu kızlarla çıkmanıza yardımcı olan kıza📷"ben aslında sana uzun zamandır aşığım 📷o kızlarla da sırf seni kıskandırmak için çıktım."diyerek bu sayıyı 5+1 de yapmanız mümkün. Şimdi gelelim kızları nasıl tavlayacağımıza...Dediğimiz gibi önce en salaklarından bir kızla normal arkadaş olun (ne demek normal arkadaş! Anormal arkadaş nasıl olunur ki?!). Bunu yapmak zanlettiğiniz kadar zor değil.Bir örnek vermek gerekirse kendi apartmanınızda oturan ve annelerinizin görüştüğü bir kızla normal arkadaşlık kurmak çok ama çok kolay olacaktır. Bu kızla arkadaş olduktan sonra kızların dedikodudan ne kadar hoşlandıklarını aklınızdan çıkarmayarak almak istediğiniz tüm bilgileri alın.Mesela"Ya Oktay Ayşe'yle çıkıyormuş duyduğum göre!"sorusuna bu salak arkadaşınız "yok beee"diye cevap verirse "kimle çıkıyo? sorusunu yöneltin.Sizin Ayşe'ye yöneldiğinizi anlayan salak "Nabıcan?"diye sorar.Sizde sanane belki çıkıcam!diyin. Bunun üzerine kız "Ayarlıyım mı sana Ayşe'yi?"diye sorar."Vallaha çok büyük bir sevap işlersin!diye cevap verin ve ekleyin "Ağzını bi arasana olurmu📷olmaz mı?"bu soruya kız "tamam"diye ceavp verir vebu saatten sonra siz %90 Ayşe'yle çıkarsınız. Çünki bu salak arkadaşınız Ayşe'ye "Kızım Ahmet sana aşık 📷çıkma teklifi ediyor! "Demez. Tam tersine Ayşe'ye şu şekilde gaz verir :"Hişt Kız📷baksana Ahmet'i sana ayarlıyım mı📷bak hem yakışıklıda çocuk 📷heee?"Bu hareket Ayşe'nin sizinle çıkması için yeterli olacaktır.Bu kızların psikolojileri gereği arkadaşlarının söylediği şeyler onlar için çok önemlidir.Daha önce de söylediğimiz gibi bunlar hep sürü psikolojisi ile hareket ederler.Bu salak arkadaşınız bir süre sonra size gelip "ya ayarlıycam ama naz yapıyor 📷sende gelip yavşa biraz kıza "tarzı bir cümle kuracaktır. Aslında bu salak arkadaşınız Ayşe' yi sizinle çıkması için ikna etmiştir fakat ortamı kızıştırmaktadır. Neyse bu yöntemi kullanarak eninde sonunda Ayşe ile çıkmayı başardınız.Fakat asıl önemli olan Ayşe ile çıkmak değildir. Daha sırada diğer kızlar var )
Öncelikle Ayşe ile bir süre muhabbet kurun📷gezin📷tozun📷sinemaya falan gidin. Daha sonra bir pundura getirip eve atın.Aynı mahallede olduğunuz için bu pek büyük bir problem teşkil etmeyecektir...Neyse bir kaç kez eve attıktan sonra kızla işiniz bitecek.Ne demek olum aşık oldum?Ben sana demedim mi bu salaklara aşık olunmaz diye?Neyse📷 sizin bu kızla işiniz bitti sıra geldi diğer kızlara...
Ayşe'ye bir miktar gaz vermek suretiyle mahalledeki diğer kızlarla tanışın. Sonra eve gelip Hıncal Uluç (bakınız Güzellik Yarışmaları ))edasıyla kızları puanlandırın.En yüksek puanı alan kızı ilk sıraya almak şartıyla 4 tane kızdan oluşan listenizi yapın.Daha sonra bu kızlardan ilk sırada olanı hakkında gerekli olan istikbaratı toplayın ve başlayın yavşamaya.Tabi bunu Ayşe'nin yanında yapmayın siz her ne kadar bu yavşama olayını Ayşe'den gizli de yürütseniz bu olay Ayşe'nin kulağına en kısa zamanda gidecektir.Bunu duyan Ayşe birden sizin elden gittiğinizi anlayıp size aşık olacak(niye mi? olm diyoruz ya📷 salak bunlar ))İşte kız size aşık olduğunda diğer kıza yavşamaya devam edeceksiniz veee sonunda Ayşe bu veya başka bir sebepten dolayı sizi terk edecek.Yapma📷 etme geyiği yapın fakat abartmayın. Bırakın terketsin...Size kız mı yok? Ayşe'nin sizi terkettiğinden bir gün sonra gidip yavşadığınız kıza şunları söyleyin." Ya bak...Ben aslında senden çok uzun zamandır hoşlanıyorum.Ayşe ile de zaten sırf senin yüzünden ayrıldık.Seni daha önceden tanısaydım asla Ayşe'yle çıkmazdım.N'olur anla beni..Eee📷bişey söylemiycekmisin? "Kız bunları duyunca "Ay inanmıyorum📷hiç beklemiyordum📷şok oldum vallaha"diyip klasik tribini yapacaktır.Siz buna karşılık "Lütfen biraz düşün hemen karar verme!" taktiğini kullanarak kıza "hadi izin verdim git biraz naz yap!" bilinç altı mesajını vereceksiniz.Öncelikle kız "ulan Ayşe bana bişey dermi acaba 📷yakışıklıda çocuk ne yapsam acep kaosuna gelip biraz düşünür.İçindeki şeytan sizinle çıkması için baskı yapmaktadır.Siteyi komple okursanız zaten bu kızı tavlamış olmanız lazım.Veee zafer! İkinci kızı da tavladınız.Bu işte buraya kadar.ama bir sorun var = Ayşe! Gidin bakın bakalım Ayşe yaşıyor mu? zira bu salakların bu durumda yapacakları tek şey "Senin yüzünden canıma kıydım!" şeklinde bir mektup yazıp intihara teşebbüs etmek olacaktır.bu durumda Ayşe 'ye "Bak Ayşe ben sırf o kızla seni birazcık kıskandırmak için çıktım. İtiraf et! Sende beni bana aşıksın."diyin.Ve ekleyim "Ama artık birlikte olmamız imkansız ." kız " "Ama nedenn!öhüöhühöü!" diye karşılık vermezse gelin bana "Abi bana bi GRAND ÇİROK alacan kız öyle demedi!diyin. O derece eminim yani.))
Bunu diyen kız artık size istediğiniz herşeyi (mesela ne istiyebilirsiniz?)) vermeye hazır demektir. Ama siz biraz daha süründürün diğer kızla çıkmaya devam edin (Hatta bu arada diğer kıza da bi isim verelim böyle zor oluyo📷mesela adı Dilara olsun.) Dilara" Ayşe ile görüşüyormusun?" diye sorarsa "Ne alakası var ya "diye cevap verin.Fakat Ayşe ile görüşmeye devam edin Ayşe sizi Dilara'dan ayırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.Aldırmayın.Bu esnada Dilara'yla gezin📷tozun📷 sinemaya falan gidin ondan sonra cuupp yatağa!Bu işlemi bir kaç kez tekrarladıktan sonra ikinci kızla da işiniz bitecek. Sıra geldi 3. kıza . Ama şimdi başınızda çok büyük bir bela var Dilara'dan nasıl ayrılacaz? Şu diyalog işinizi fazlasıyla görecektir. "Aşkım seninle çok mutluyuz ama Ayşe olayını biliyosun.Beni sürekli rahatsız ediyo📷 "Sana deliler gibi aşığım📷intahar edecem sorumlusu sen olucaksın " falan diyo.... Onun için çok üzülüyorum gerçekten." Bunları duyan Dilara çılgına dönecektir. En kısa zamanda sizi başka bir nedenden dolayı terkeder. Bırakın terk etsin...Size kız mı yok? :)) Hemen Ayşe'ye gidip konuşmak istediğinizi söyleyin. Ayşe sizin Dilara'dan ayrıldığınızı öğrenmiştir. Es kaza CIA kızlar arasındaki istihbarat teşkilatının nasıl işlediğini görmüş olsaydı adamlar küçük dillerini yutardı📷o yüzden" nasıl ve nerden duydu lan bu kız benim ayrıldığımı?" diye sormayın :)))

BONUS:
ÇAPKINLIK TAKTİKLERİ
1- Ilk görüste aska inanir misin ? Yoksa disari cikip tekrar mi gireyim?
2- Affedersiniz! Biz kücükken farkli okullarda okumamis miydik?
3- Sirtina dokunup: Aman allahim gercekten omuz kemikleri!! Ben bunlari kanat sanmistim!
4- Cukulatadan bebeklerimiz bir dügün pastasinin üstünde sence de güzel görünür mü ?
5- Saati sorun.9'u 5 mi geciyor? Bugün pazartesi 28 mart 9.05..Sizinle tanistigimin günü ve zamani aklimda tutmam gerekli de!
6- Oturdunuz📷 konustunuz ve kalkti gidiyor..Birsey unutmadin mi?Neyi? Beni.!
7- Bu sehirde yabanciyim . Bana evinin yolunu tarif edebilir misin?
8- Baban uzayli miydi? Senin gibi birsey yeryüzünde yok cünkü!
9-Telefon numarami unutmusum📷 seninkini ödünc alabilir miyim?
10- Merhaba! Bay Watch'un son bölümünde harika oynadin📷 bir imza alabilir miyim?
11- Erkek"Sesi sen de duydun mu?" Ne sesi? Ben birsey duymadim! Kalbim kirildi
12- Baban hirsiz miydi? Hayir ! Ne Alaka?!? Gözlerinin yerine konulan elmaslari kim📷nerden caldi o zaman?
13- Bana yolu tarif edebilir misiniz? Kiz: Ne yolu? Nereye? Kalbine
14- Beni bir cimcikler misin Kiz: Neden? Bu güzellik gercek olamaz! Rüya görüyorum sanirim
15- Annenle baban zamaninda karsilasmasaydi📷 yeryüzündeki en mutsuz insan ben olurdum!
16- Siz Aktuel'in kapagindaki kiz degil misiniz?
17- Umarim suni solunumdan anliyorsundur..Solugum kesildi seni görünce!
NOT:Eğer hepsini üşenmeden okuduysanız artık 1 numaralı kız avcisi olmusunuzdur hiçbir kız elinizden kaçamaz yada sizi birakamaz .) iyi sanslar.

SON
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.05.17 06:41 brkpoyrz Aşk diye bir şey olmaması..

Artık daha fazla gizlenmemesi gereken bir gerçekliktir.. aşk diye bir şey yoktur canım okur.. bütün olay kandırmacadan ibarettir, aşık oldum diyen herkes kendini kandırıyor..
ben de çok defa aşık olduğumu düşündüm zamanında, ama şu an dönüp baktığımda hepsini çocukluğuma veriyorum.. insan biraz olgunlaşınca aşkın çok büyük bir yanılgı olduğunu anlıyor.. her yerde "mutluluk" paketinde sunulan bu duygu, aslında geçici bir keyif veren uyuşturucu gibi.. bir süre keyif aldıktan sonra ayıldığında başın ağrıyor, miden bulanıyor.. ama müptelası olmuşsun, bırakamıyorsun.. işte bu uyuşturucudan çok zarar görenler bir süre sonra tamamen ayılıyorlar ve böyle bir şeyin sanal olduğunun ayırdına varıyorlar..
bir kere bağlanmanı dikte ediyor abicim aşk denen meret.. ne kadar sahte.. ve ne kadar gereksiz.. beni bağlanmaya zorlayan herhangi bir şeyi kabul etmemi mi bekliyor? eninde sonunda pişman olacağımı bile bile.. ya sevip kavuşamayacaksın, kavuşsan bile bir süre sonra ya terk edeceksin ya edileceksin, sonuna kadar götürsen bile ölüm seni ayırmış olacak.. ve durumun o raddeye gelirse o denli bağlanmış olacaksın ki kolun kanadın kırılmış olacak, artık sen; sen değilsin çünkü.. sen; sen ve "o" olmuşsun.. yani birlikte yaşlansan bile hüsranı yaşayacaksın..
işte bu yüzden aşk yoktur aslında.. bizim aşk zannettiğimiz şey; keyiftir bazen, ama çoğu zaman pişmanlıktır, yılmaktır, bıkmaktır, sinirlenmektir, nazdır, üzüntüdür, kederdir, ayrılıktır.. biz bunları yaşarken kendi kendimizi sahtekarca aldatmak için adına "aşk" deriz.. aslında hiç yoktur öyle bir şey, sadece farklı duyguları karıştırmışızdır, hepsini tek çatı altında toplamak isteriz, adına aşk deyiveririz kısaca..
donald draper abimiz de şöyle açıklıyor bu durumu;
"...the reason you haven't felt it is because it doesn't exist. what you call love was invented by guys like me to sell nylons. you're born alone and you die alone and this world just drops a bunch of rules on top of you to make you forget those facts. but i never forget. i'm living like there's no tomorrow, because there isn't one..."
yani;
"hissetmiyorsun çünkü öyle bir şey yok.. aşk dediğin şeyi benim gibi adamlar(reklamcıdır kendisi) çorap satmak için götünden uydurdu.. yalnız doğar, yalnız ölürsün ve bu dünya sana bunu unutturmak için kafanın üzerinde kurallarını sallandırır.. ama ben unutmam asla.. yarın yokmuş gibi yaşıyorum, çünkü yok.."
işte böyleeeee...
Alıntıdır..
submitted by brkpoyrz to u/brkpoyrz [link] [comments]


2020.05.02 22:21 fosyoloji Bal Tuzağı Nedir?

Bal Tuzağı Nedir?
https://preview.redd.it/cebzjmtcuew41.png?width=630&format=png&auto=webp&s=7fab1ea62d892b74e38a4c26477c164f9c64dd1f
İstihbaratta adına “Bal Tuzağı” denilen bir terim var. Güzel kadınlar istihbarat ajanları olarak yetiştirilip, bilgi alınmak istenen üst düzey makam mevki sahibi erkekleri baştan çıkarıyor. Baştan çıkarılan, istihbarat elamanı olduğunu bilmediği kadına âşık olan adamlar da ne var ne yok tüm bilgileri veriyor. Bu yönteme de “Bal Tuzağı” deniyor.
Bu tuzağı ustaca kullanan en ünlü ajanlardan biri Mata Hari’ydi. Görünüşte büyüleyici şekilde dans eden ve özel gecelerde sahne alan dansöz Mata Hari, aslında bir ajandı. Hollanda başbakanından Almanya prensine kadar bir sürü adamı kendine aşık eden ve cinselliğini kullanan, Fransa ve Almanya arasında çift taraflı ajanlık yapan Hari, verdiği bilgiler sebebiyle 50.000 Fransız askerinin ölümüne yol açtı.
Hari’den sonra “Bal Tuzağı” nın işe yaradığı ortaya çıktı. Ülkelerin istihbarat birimleri sırf bu iş için özel kadınlar yetiştirmeye başladılar.
Çünkü erkekler ne kadar üst düzey bürokrat olsa da konu kadın olunca iradesizleşiyorlardı. Zayıf yanlarını kullanmak da istihbarat birimlerine kalıyordu.

Bal Tuzağı ve İrade İlişkisi

Bizlerin basit iradesizlikleri belki 50.000 Fransız askerinin ölümüne yol açmıyor ama bir zincirleme kazaya sebebiyet veriyor. Basit hayatlarımız büyük felaketlerin altında yığılıp kalıyor. Bu zincirleme kazada hangi arabaya koşup hangi yanımızı kurtaracağımızı şaşırıyoruz. Bu kararsızlık hali de beraberinde umutsuzluğu, “benden adam olmaz” ları getiriyor.
İrade; bir şeyi yapmak istediği halde yapma, yapmamak istediği halde yapmaya gayret etme gücüne denir.
Bir tepsi baklavayı yemek istersin; ama yersen şekerin çıkar, kilo alırsın, tansiyonun fırlar, yemezsen iradenin istediğin halde yapmama seçeneği devreye girer. Baklavayı yedin bi şekil de iyi de halt ettin kilo aldın spor yapman gerekiyor ama yapmak istemiyorsun. Orada da devreye iradenin yapmak istemediğin zaman yapma gayreti ortaya çıkar.
İrade kullanımı bazen yakın vadeli sonuçları beraberinde getirmeyebiliyor. İradeniz ile aldığınız bir karar size hemen geri dönüş sağlamayabilir.
Bu konuda en güzel ve etkili çalışma sürecini Walter Michel 1970’lerde başlatmış.
Zekâ oranları ve ailelerinin sosyo-ekonomik durumları eşit olan bir grup çocuk bir odaya konuluyor. Çocuklara da birer tabak tatlı veriliyor. Çocuklara: “eğer bu tatlıları 15 dakika boyunca yemeden durursanız size bir tabak daha tatlı vereceğiz. Ama yerseniz o bir tabak tatlıyı kaybedeceksiniz.”
Çocuklar 15 dakika boyunca odada yalnız bırakılıyor. İçeri girdiklerinde çocukların üçte ikisinin tatlılarını yemiş olduklarını görüyorlar.
1990’lı yıllarda bu çocuklar bulunuyor. Üniversite sınav sonuçları karşılaştırılıyor ve sabredip yemeyenlerin daha yüksek puanlar aldıklarını görüyorlar.
Birkaç yıl sonra çocukların beden kitle endeksleri ölçülüyor. Sabredemeyerek yiyen çocuklar daha şişman ve sağlıksız çıkıyor.
İradeyi doğru kullanıp kullanmamak zincirleme kaza gibidir.
Bu kazada bazen sağlığınız yara alır bazen umutlarınız. Bazen kemerini takmayan hayatınız ön camdan fırlayabilir bazen de arka koltukta oturan öz güveniniz sarsıntı geçirir.
Hayat birazda bu kazayı göze alıp almadığınız ile alakalıdır.
Öz güven zedelenmelerinden önce “Öz Güven Nedir?” sorusuna yanıt bulmak daha iyi olur sanırım. Yanıtı için ŞURAYA tıklayın…
Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook
submitted by fosyoloji to u/fosyoloji [link] [comments]


2019.11.03 15:40 masalokucomtr Şiirler

Şiirler
https://preview.redd.it/j6f2wy5tghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=524d74db0dc2afc52f417821489f4aad9419ee87

Şiirler

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Anlamaz halimi menzilsiz yolcular
Duyamazlar boyayla kapattığım çürüyen demirlerimin acı çığlıklarını
Göremezler geçen her yolcuda belki sana benziyordur diye umutla açılan gözlerimi
Fark edemezler kışın ortasında açıp renksiz kalan çiçeklerimi
Hissedemezler hasretinden gün be gün eriyip tükendiğimi
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Gözbebeklerim çoktan küstü gün ışığına
Yokluğunun ipiyle asıldı ruhum boş duvarlara
Bekliyorum yıkılacağım günü
Bekliyorum sana kavuşacağım günü
Yazar: İLKER BİLGİÇKonu: Şiirler

Eylül’E

Ipıssız Çöllerde açan çiçeksin,Serab-ı ömrümde asıl gerçeksin,Karanlık anıma doğan güneşsin,Eylül Erva Huzur oldun, yağdın ömrüme.
O güzel gözlerin kalbime akar,Her derdin içine neşeyi katar,Şu fakir ömrümde zenginlik saçarEylül Erva huzur oldun, yağdın ömrüme
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Düşümde Sen

Hüzne hakim tepeden bakıyorum hayata,Sessiz sedasız yudumluyorum çayımı,Dalıyorum yine hayaline…Yalnız hayallerde gülmek varmış garip ömrümde.Mısralar dökülüyor dilimden usul usul…Düşümde sen,Dilimde sen,Şiirimde sen varsın.Seni haykırıyorum herkese dize dize,Seni anlatıyorum bilene bilmeyene.Ve seni yaşıyorum sensiz her saniyede.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Sustum

Canımı yaktın ya sen,Sustum.Beni ağlattın yaYine sustum.Unut dedin umarsızcaSadece sustumGittin benden …Bir an bile düşünmeden Sustum.
Şimdi sen sus !Ben konuşuyorum artıkSeni bütünüyle siliyorum!Tıpkı sen gibi
Sen sevmeyi bilmezsin!Ağlamaya değmezsin!Bırak böyle bitsinUnutmak mı?Sen de kimsin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NİHAL KIZIL
Konu: Şiirler

Sensiz

Hayat o kadar anlamsız ki,Sen yanımda yoksun diye.Anılarım sensiz kaldı, ben yarım kaldımSen yanımda yoksun diye.
Geçmişe dönük hatırlıyorum her şeyi,Tek başıma yaşıyorum sessizce,Susuyorum sensizlikte, sessizce ağlıyorum,Sen yanımda yoksun diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

Yürüyorum

Nereye gideceğimi,Ne yapacağımı bilmeden,Yürüyorum adım adım…
Seviyorum…Hunharca, usanmadanBıkmadan, usanmadanSeviyorum adamım…
BiliyorumOlmayacağını, öleceğimi,Dayanamayacağımı,AğlayacağımıYarım kalanım.
Gidiyorum.Sensizlik ağır geldi bu kalbeBu hüznü bu derdi kaldıramadım!Gidiyorum artık, gidiyorum ben.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler
Gününe ışık, geceye yıldız olmak istedim.Sen ise gündüzümü geceye gecemi zifiri karanlığa çevirdin.Bu muydu sana verdiğim aşkın değeri, karşılığı?Bu kadar mıydı sevgime vereceğin karşılık?Keşke hiç tanımasaydım be adam.Yaktın yüreğimi kül ettin benliğimi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCI
Konu: Şiirler

Beni Bana Anlat

Gözlerimle her şeyi anlatmak istiyorum:Seni ne kadar çok sevdiğimi,Seninle olurken hayatın durduğunu anlatmak istiyorum.Gözlerin gözlerimi hapsetti, biliyorum.
Hayata senle de devam edemiyorum sensizken de,Umut ediyorum bir an sahilde,Sözlerim tutuklu kalbim kafeste,Gözlerin gözlerimi hapsetti yine.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Baba Hasreti

Gece gözlerim kapılarda,Bir gün gelecek diye bekliyorum orada.Gecenin ardında yine sensiz geceler var.Yine gözlerim kapılarda,Senin o kapıdan girmeni bekliyorum baba!
Herkesin babası çocuklarını seviyorken,Herkesin babası çocuklarını öpüp kokluyorken,Ben yine senin yokluğunu hissediyorum.Bir gün var olup bir ömür yok olma baba!
Gencecik yaşında yükledin bütün yükleri anneme,Senin yokluğunda annem kol kanat gerdi bize,Hem anne oldu hem baba bizeBir gün olsun dahi çekip gitmedi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Yeni Yıl

Zaman su gibi akıp gitse de ruhunda;Hiç yaşanmamış gibi olsa da hayatın, acımasız olsa da takvimler, aylar, yıllar sanaHep boğul o mutlu anılarınla.
Mutluluklar sende hayatı bulsun,Tüm yüreğin umutla huzura doysun,Zaman acımasız olursa olsun,Hep su gibi akıp giden bir hayatın olsun.
Nice benli senelerle dolsun hayatın,Hiç bitmesin ruhundaki on yedinci yaşın,Seni bana getiren yüreğin olsun,Benli dakikaların hep umutla dolsun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Kıymetsizim

Karar verdim artık;Sen yoksun içimde…Varlığın etkisiHiç olmadı kalbimde…
Sevginin değerini bilmeyenlerdensin sen!Benim hakkım helaldir de!Vicdanın affetsin yeterÜzülen bendim yineVicdanın affetsin yeter.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevdalanan Şiiri

Seni bilmem ama ben kararlıyım,Sen sevmesen de ben sevdalıyım,Bu aşkta senden çok ben zararlıyım,Seni bilmem ama ben kararlıyım.
Kalbimden geçen ses “Terk et!” diyor,“Olmayan duaya amin deme, ümit etme!” Diyor.Kaderimiz yazılmışsa böyle hüzünle,“Sen yoluna ben yoluma devam et.” Diyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sana Bir Şey Olmasın

Benim hayatımda olmasan bile,En mutlu anlarım kalsa mazide,Sensiz nefes aldığım yok bir saniye,Aşkıma aşkı kattı her bir zerrenle
Sana olan aşkımı haykırdım durdum,Sense bu sevdaya hep karşı durdun,Bitmeyen yarama neşteri vurdun,Bu masum gönlümün celladı oldun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Öğrendim Ki

Öğrendim ki ben asla kendim olamamışım,Hayat bana açılmamış derde çare olamamışım.Öğrendim ki bu dünyada kimseyi sevmeyeceksin kendini sevdiğin kadar,Kiseye, bağlanmayacaksın: Dostuna, hayallerine bağlandığın kadar.
Öğrendim ki içini herkese dökmemek gerek,Ne her şeyi duymak ne de her şeyi anlamak…Vurdumduymaz olmak gerek.Öğrendim ki hayat bana ayak uydurmyor, benim ayak uymam gerek.Öğrendim ki bir gün daha geçti ömrümden.
Öğrendim ki hayat hep zıtlıklardan oluşmuş: Acısı, tatlısı, hayali, gerçeği gibi.Bir insan birçok sıfat sığdırmış şu kısa hayatına:Anne, baba, abi abla ve kardeş olurmuş sırayla,Öğrendim ki bu mahzun can hayallere yürümüş,Durmaksızın her an her zerresiyle.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Her Şeyde Aradım Seni

Yağmur damlalarında aradım seni,Üstüme düşüp de kalırsın diye,Bir umutla bekledim damla, damla bana gelişini,Sen ise beklemişsin benden kayıp gidişini.
Seher vaktinde ruhumu aydınlatmanı istedim,Sabahın güneşi gibi hayatıma doğmanı…Baharın en taze saatlerinde gelmeni istedim.Sen ise çekip gitmeyi istemişsin.
Gece yıldızlarda aradım seni,Parlayan her yıldız da seni hissettim,Kalbimde ısınmanı bekledim,Kalbimde kayıp gidişini değil.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Dön Artık

Bırakıp gittin ellerimi,Yapayalnız kaldım bu yabancı elde,Sensizlik ne kadar zor ne kadar acı,İçimi yakıyor sensiz aldığım her nefes.
Yaşayan bir ölü olmuş bedenim,Şu tatsız tuzsuz hayatta bitmez kaderim.Bir zamanlar hep seninle yaşayan benim,Sensizlik kokuyor artık her nefes.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Senin Yokluğunda Ben

Senin yokluğunda ben,Gece gündüz ağladım.Sen yanımda olmayınca,Ne yapacağım?Anlayamadım.
Senin yokluğunda ben,Ağladıkça ağladım.Kokunu özlediğimde ben,Yokluğunu anladım.
Senin yokluğunda ben,Umutsuzluğu anladımYokluğunla kalırken,Sessizce, usul usul ağladım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NESLİHAN BAYRAM
Konu: Şiirler

Yakalayamadığım Sen

Sen öyle çözülmez;Öyle karmaşık bir bulmacasın ki,Çözemedim seni sevgili.Sorunca görünmez,Araştırınca ounmaz bir şeysin.
Sen öyle anlatırmaz bir şeysin ki,Görünce dilim tutulur,Anlatılınca aklım karışır.
Sen öyle tatlı bir şeysin ki,Her anı kalbime huzur,Dünyama sevgi aşıklar.
Sen bana verilen en güzel hediye.Anlamsız gönlüme en güzel manaSen yaşama hevesimi arttıran doruk sevdamsın.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Annem Şiiri

Hayallerim vardı Anne onunla olan,Onunla başlayıp onunla biten.Çok mu şey istedi kızın anne?Sadece bir avuç mutluluk, bir avuç huzurdu oysa.
Öyle bir gülüşü var ki her derde dermanO gitti gideli kalmadı derman.Günş açmaz oldu sabahlar olmaz,Bak kızım karanlıkta boğuldu annem.
İki şey aklımdan hiç çıkmıyor;Üzülme,ağlama kızım diyişin…Ve onun gülüşü…Gülüşü hiç aklımdan hiç çıkmıyor annem,Seviyorum dedikçe sevme dedilerOnları dinlemedim affetsen annem.Varım yoğum,nefsim,yaşam sebebimben senin kızınım seninle varımSen benden hiç gitme bırakma annem.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Sensizken Zaman Geçmiyor

Severken geçen vakit özlerken geçmiyor,Onsuz’ken zaman hiç geçmek bilmiyor,Bu canım bu tende onsuz olmuyor,Severken geçen vakit özlerken geçmiyor.
Severken güneş batmaya. Yıldızlar kaymaya utanacak.Sonbahar da yapraklar sararmayacak,Ve sen ay yüzlü sevdam!Sevdan hep kalbimde yaşayacak.
Severken yağmur olup yağmak istedim üzerine,Kuş olmak istedim kalbinin kafesine,Severken bakışın olmak istedim bir kare,Mutluluğa uyanan kalbin olmak istedim bin kere.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Seni Çok Sevdim

Seni çok özledim, muhtacım sana.Işık oldun, şu karanlık dünyama.Gökyüzümü karanlık bulutlar sarsa,Seni bekliyorum muhtacım sana.
Bitmeyen şarkımsın sen sevdiğim,Ve her zaman da öyle kalacak böyle bilirim.Olur da bu candan vazgeçersen bir gün,Bil ki sonsuza kadar bende kalacak bu sen.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Fani Dünyadaki Hislerim

Ben Yaşayan Ölürlerden miydim?Yoksa ölüp de yaşayan mıydım?Ben her umutlandığımda sevmek geldi aklıma,Sen gece karanlığımın aydınlatan yüzü;Sen beni benden alıp götüren kalbin umudu,Bazen sensiz kalmaktan oldum kördüğüm.Bazen de aklıma gelince durup güldüğüm…Kollarım güçsüz gözlerim, karanlık kör kuyu,Bu kalp var ya bu kalp sensiz bulamaz yolu,Sen var ya sen benim sonsuzluğumun umudu.Baktıkça beni içine çeken;Ben hep bir umut, bir aşk, bir sevgi ile hayata eken.Sen var ya sen…Umudum, huzurum her şeyimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler

Gidişlerin

Öyle bir geldin ki,Gitmezsin sandım.Meğer yanılmışım,Gittiğinde anladım.
Beni çok sever,Hiç üzmez derdim.En büyük ihanetiBen sende öğrendim.
Kapadım kapılarımıSana ve aşka.Yokluğunda güzelleşen kalbimAtıyor bir başka.
Kabul olacak duam olsan,Amin demezdim sana.Yolun hep açık olsun!Emanet ol Allah’a.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Babalar Da Ağlar

Bak kızım!Babalarda ağlar.Senin tırnağın kırılsa bile,Benim içim yanar.Hastalanınca,Başucunda dururum.İyi olman için,Gece gündüz duayla olurum.Sizi büyütmek,Her zorluğa göğüs germek,Koruyup kollamak için,Her zorla savaşır dururum.Babalık denirbuna,Ben sizin için varım,Sizin sevginiz için,Ben her şeye hazırım.Tüm çabam budur:“İyi bit baba olmak.”Bütün yük üstümde,Bundandır ağarır saçlarım;Bundandır yarım kalmış sözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE NUR SÜT
Konu: Şiirler

Hoşçakal

Sormasın artık kimseSeni bana, eni hayata!Yokum artık buralarda…İstemiyorum kimseyi etrafımda!
Alıştım ben yalnızlığa…Sen beni alıştırdın be adam!Tüm yarım bırakılmışlıklaraHer şey kaldı dilimin ucunda…
Ne git diyebildim ne de kal.Her şeyim yarım bu canımı da al…Ben yokum artık!Bari sen Hoşçakal!!!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler

Bilir Misin

Yüreğime sor geceler şahit.Şu dünyamı varlığıyla mutlu edensin,Senle hülyalara dalmak ne güzel!Bilir misin?Şu alnıma yazılan en güzel kaderimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Bu şehrin Bıraktıkları Şiiri

Bu şehir bana sevmeyi öğrettin,Bu şehir bana seninle mutlu olmayı öğretti;Şimdi yaşadığım bu şehirde güneş doğmuyor,Şimdi yaşadığım bu şehirde yağmur yağıyor.
Seninle yaşadığım bu şehir yabancı geliyor artık,Başımı alıp gidesim geliyor buralardan,Her köşe başında hatıralarımız var,Biz diye bir şey kalmadı buralarda.
Belki bir gün pişman olup gelirsin,Tüm dertlerim son bulacak gelirsen,Belki o zaman yokluğun sızıları son bulur.Hadi gel, gecikme artık umudum.Bir elvada seni götürdüğü uzaklara,Bir deniz dalgası her şeyi silip süpürdü,Seni son bir kez görmek istiyorum,Sana son bir kez sarılmak istiyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

YALAN DÜNYA ŞİİRİ

Doğrular her zaman acıdır bilirim,Ama yalanlara kurulmaz ki dünya.Hani her zaman doğru diye bildiklerinGün gelir yalan olur yaBin bir yalan üzerine kurulu dünyaSonra geceler bir dönmüş üzerineYalan rüzgarına dönmüş dünyama denizDoğruyu,doğru olanlara hasretYıkılsın yalandan dünya
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

GÖZLERİNE DALIYORUM

O kuytu yerdeki güzel gözlerin,O kadar güzel bakıyordu ki,O kadar samimi o kadar senden,Baktığın her yerde varlığın içten
Beni benden alan güzel gözlerin,Başa bela oldu bitirdi beni,Bakmaya korkuyorum aşkla gözüne,Başa bela oldu bitirdi beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

HAYALİMSİN

İnadına hep hayır diyorsun bana,Elimde hiçbir şey gelmiyor ne çare?Sadece hayırlısı deyip de umutsuzca,Çekiliyorum sessizce köşeme.
Bekliyorum bazen kocaman hayallerimle,Bazen küçücük umutlarımla,Bıkmadan usanmadan bekliyorum senigelirsin, gülersin diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

NASIL UNUTURUM SENİ

Ne kadar zormuş beklemek,Ne kadar zormuş özlemek.Korkuyorum artık yüzünü unutmaktan,Korkuyorum kulağımdaki çınlamalar…Bitecek diye korkuyorum!
Bazen o kadar zamansız geliyorsun ki aklıma,Aklım şaşıyor nereye bakacağımı bilemiyorum.O an acıyorum kendi kendime.Ama elim gitmiyor isteksizce hiçbir şeye.
Söyle şimdi nasıl unutabilirim seni;Nasıl atacağım, aklımdan sesini.Gülüşünü, o masmavi gözlerini nasıl unutacağım?Kendime keke bile diyemiyorum yine.
Gün gelip kendimi unuturum da,Bir türlü seni unutamıyorum.O kadar uzaksın ki bana sevdiğim,Uzanıyorum ama bir türlü tutamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sen: deli gibi seven bir aşık,Sen: Meyvesi olmayan bir aşk bahçesi,Sen: Hayal peşinde koşan genç,Sen:Kalbinin sesini dinleyen bir deli,Ben umutsuz aşka serseri…
Sen:Aklına estiği gibi davranan duran,Sen: Bir gün seven bir gün sevmeyen,Sen: Bir varmış bir yokmuşum gibi davranan,Sen: Hayatı bir masal gibi yaşayan,Ben aşkına gir yan..
Sen: Gönlü aklına uymayan bir serseri,Sen: Düşünmeden karar veren deli,Sen: Beni ben diye sevmeyen biri,Sen: Her an kendinden bezdiren biri,Ben sessiz sedasız küskün biri…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Yalnız düşünmek istemiyorum şu sıralar seni,Kafamda yine onlarca soru birikti.Adın diyorum unutulması ne mümkün?Bir yağmura bakıyor bütün hatıralar.
İnsan ne kadar umutsuz olabilior bazen,Ne kadar yenik kalbine ve nefsine,AŞK olmaz senden kadın!Adın gibi SEVİNÇ’li olsun,Akar gidersin.
Senin damlaların ne beni temizler,Ne seni masum kılar,Olduğun yerde olduğun gibi yeniden severim seni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler
Nisan Yağmuru Şiiri
Nisan Yağmuru gibi bedenime akıyorsun,Seher rüzgarı gibi yüzüme esiyorsun,Gelmediğin yolları ezberlettim kalbime,Kaybolmuş sayfalarım seni anlatıyor.
Sen romanlarımda biriken hüzündün,Sen yollarıma çizilmiş bir eyvallahtın,Sahte yalnızlıklar içinde yaşıyorum neredesin?Emanetinle yaşıyorum neredesin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Askere Sözler

Ey Afrinin aslanları!Sizin kükrediğiniz gecede,Dağlar bayırlar korkar sizden,Dalgalanır al bayrağım.
Sen ağlama güzel annem!Bu ülke hiç bitmeyecek.Hamzanın aslanları olduğu sürece,Bu ezan hiç dinmeyecek.Mehmedin yüreği attığı sürece,Sen dalgalanmaya devam et şanlı bayrağım!Mehmedim sana selam duracakMehmedim yine hakka koşacak.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Kalbimin en derininden saklıyorum sevgini,En huzurlu yerindesin mahzun kalbimin.En masum yerindesin senle çarpan kalbimin.Hayal kırıklığım da olsan,En özel yerindesin.
Sen benim tek hayalimken,Buna elveda demek neden?Ağır geliyor bana sensizlik derde neden?Elimden gelmez bir şey, yıkılıp gitti benden.
Çaresizlik içinde yalnızca izliyorum,En güzel hisleri maziye gömüyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: REMZİYE PERİ
Konu: Şiirler
Ne Kadar Masum Muşum Şiiri
Düşündüm de… Ne kadar da masum muşum?Kalbimin en güzel yerini sana ayırmışım,En yoğun meşguliyetim sen olmuşsun,Farkında değilmişim.Sen geliyorsun aklıma, biz geliyoruz.Her zerremdesin her anımdasın.Söylesene şimdi nasıl unuturum seni?bak işte bu kadar çaresizim.Sahi sen bilmezsin çaresizliği,Tıpkı beni bıraktığın günkü gibi.Unutamadım biliyor musun o gözlerindeki parıltıyı?Ama acı olanı da neymiş biliyor musun?Bana bakarken değil başkasını düşünürken parlıyormuş o gözler.Ama anlayamıyorum işte sen bu kadar vicdansızken,Ben nasıl bu kadar masum kalabilmişim.Ve ben anlam veremiyorum kendime,Pişmanım bile diyemiyorum kıyamıyorum gamsızım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

On Beş Temmuz

Yerde kan revan abilerimiz,Gözleri yaş dolu annelerimiz,Kaldı boğazımızda hevesimiz,Dolu gözlerimiz.
Kimi başa baş kaldı bu silahlarla,Kimi güldü buna kahkahalarla,Allah yardım etsin bu evlatlara,Suçlusu bu hainler olduktan sonra.
Bu vatan için verdiğimiz canlara,Nasıl kıydı bu hainler analara.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU DURSUN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Hayat Bazen yalnızlık dolu.Ne yapacağını bilemezsin, nasıl unutacağını,“Kalbinin sesini dinle.” dersin kendine.
Şu kalbinden çıkarabilmek, atabilmek, yaşayabilmek…Çünkü hayat devam ediyor.Yalnız olmak belki de olması gereken.Hayat devam ediyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: PINAR TOSUN
Konu: Şiirler
Neredeyim Bilmiyorum Şiiri
Neredeyim bilmiyorum.Belki yıldızların arasında,Belki de daha tanınmamış şiirlerin ortasında…
Neredeyim bilmiyorumO bentleri aşan çizgide mi,Yoksa kilitli kapıların arkasında mı?
Neredeyim bilmiyorum.Esmeyen rüzgarlarda mı,Durgun bana bakan adamlar da mı?Hadi söyle bana, neredeyim ben?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: RUKİYE DURAN
Konu: Şiirler

Şiir

Senin sevgi dolu yüreğine hasretim,Ezgi gibi sözlerine hasretim,Sensizlik ateşi yakar bilirim,Hiç kimse anlayamaz ben hep böyleyim.
Kalbimdeki yarayı kimse bilemez,Dermansız derdime çare olamaz,Bu beden bir an dahi sensiz yaşamaz,Dayanamaz koşarsın gönül bağıma,Şu fani alemde beni bırakma.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KÖSE
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Ben seni senden kıskandım sevgili,Sesindeki huzurundan kıskandım,Şimdi senin yokluğun içerisinde kıvranıyorum,Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum.
Sen benim ezberim oldun.Uyurken, uyanıkken, müzik dinlerkenSen benim her zerremde oldun.
Nereye baksam oradasın.Yokluğumda da sen varsın, kalbimde de.Niye böyle olduk biz?Acı her yerde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin bende bıraktığın iz vardı ya hani,Hala kalbimi delik deşik eder.Hatırlar mısın? Bir söz vermiştin biz ayrılamayız diye.Niçin bu kalbi öksüz başına bırakıp gider?Bırakıp gidişini anlatırken gönlüme.O mutsuzluk dolu günler gelir aklıma.Gözyaşına boğulunca üzgün yüreğim,Hayallerle dalar gider gözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Özünde varsa bir yaşanmışlık,Kalbinde hep kaladurur yarası,onu unutmak için denersin yolları,Ama ne çare? Unutamazsın…
Zamanla öğrenirsin onsuz olmayı,Unutmak zor kim bilir gelir belki.Mecbursun unutmaya,Onsuz yarım kalsan bile.Dik durmaya çalışırsın.Kalbin yarım kalsa bile.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TÜLAY TOSUN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sensiz kaldığım günden beri,Kader benimle oyun oynuyor.Özlüyorum seni, özlüyorum o günleri.Hadi dön. dön gel sevgilim.
Saçlarımı okşardın,Ellerimi tutup kalbinde saklardın,Seni seviyorum derken parlardı gözlerin.Hadi dön, gel sevgilim.
Bana o günlerin mazide kaldı diyorlar.Unut artık unut diyorlar.Hayırsızın biriydi bırak deyip,Unut artık unut diyorlar.Hadi dön, dön gel sevgilim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Tanırım Şiiri

Ben seni tanırım,Ben gibi içim gibi
Ben seni duyarım,Özlediğim şarkılar gibi.
Ben seni söylerim,Şairin sevdası gibi.
Ben seni severim,Sen gibi, Senin gibi.
Ben sende benim,Hayal gibi hayat gibi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler
Beni Geçti Şiiri
Ayaklarımın taşıyacağı bir bedenim yok artık,Beni geçtim beni.Gözlerimin gözlerine değmesi hayalim,Gözlerin cennet gibi lakin ben yanmaya mahkumum.
Yalan sanıyorsun ya bunları, en çok sana acizim.Karanlığın içindeki beyaz nokta gibiydim.Korkma söyle ne zaman unuttuğunu,Bak hala her satırda yine ve yine seni yazıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Şiir Oku

İçimdeki en büyük güzellik sevgidir.Sevgi rengarenk havai fişeğe benzer.Bırakın yüreğinizdeki havai fişekleri göklere yükselsin,Gökyüzünü rengarenk boyasın dursun.Sevmektir korkma! Ek rengarenk güzellikleri hayata.Yaşa baştan ayağa sevdanın en güzelini,Yaşat sevgiye muhtaç tüm gönülleri.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Bazen rüyalarımda seni görüyorumSöylemek istiyorum ama söyleyemiyorumKırık bir aşkın sakat kalmış bir oyuncusu gibiÇünkü sana olan sevgimi anlatamıyorumHuzurum, umudum, zorum…Sevdiğim…Sensiz olamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ZİŞAN ERDEM
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Unutamadıklarımızla ufuklara yelken açarız.Yelkenlerimizi savururken rüzgar bizi,Hayatın derinliklerine sürüklerken,Güzel günlerin hışırtısına kapılır yüreğimiz.Hayatı hep böyle anmak isteriz, hep böyle.Nefes almak ister düşlerimiz.Sonsuzluğa açıp hiçbir rüzgara yenilmeyenYelkenlerimizi dalgalandırırız.Hayat dedikleri neydi acaba?Mutluluk, varlk, güzellik içinde yaşamak mı?Yoksa yoksulluk yokluk içinde yaşamak mı?Ya da hayat bize sunulacak en değerli varlık mıdır?Hayat sonu olan bir yokuş mudur?Çıkması zor inmesi kolay bir yokuşHepimizin bir çıkmazı var;Anlaması ve anlatması zor olan bir çıkmaz.Bazen gidip çıkmazlardan kurtulmak,Nefes almak isteriz.Bir şeyi hesaba katmamışız:Hayatın çıkmazlardan dolu bir serüven olduğunu…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.İnsanın kalbi, aklı hep yeniyor,Bile bile uykusuz gecelere dalıyor.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.
Neyin inadı bu diye sormayın, sebebi gurur.Ne kadar yenilse de kapısında durur,Terk ediyorum yine dalıyorum acılara.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Şiir

Bir garip yolcuyuz bu ıssız dünyada,Gelip geçici hevesler uğruna harcıyoruz ömrümüzü.Kimilerimizden bir şeyler alır.Bir garip diyarda umutsuz yolculuktaKimi üzgün, kimi sessiz, kimi yorgun…Yolculuk.. Sonsuzluk…Mutluluk….Kimin ne aldığı ve kimin ne alacağı Anlamsız diyarda.Mısralarımdaki son heceler, nağmelerimdeki eceler,Sensiz geçen bu ıssız geceler,Umut kokusu seçerler.Hepsi uçup gidiyor bir anda.Bazen bütün kanatlarımızı kırarlar,Hayatta bakışımızı karalarlar,Bizi yıkmak isterler,Zayıf noktalarımızdan vururlar.Bize kara kara geceleri yaşatmak,Bizi yaşarken öldürmek isterler.Neredesin ey nazlı güzel,Sözün bittiği yerde misin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Aşk öyle bir şey ki;Dokunmaya kıyamazsın,Yaşamaya doyamazsın,Anlat deseler anlatamazsın.
Hem derdine derman olur,Hem de derdine dert daha katar.İnsan aşık olunca neden hiç yapmadığı şeyleri yapar?Çünkü aşk seni sen olmaktan alır, yakar.
Hayallerin olur, umutların olur,Hem derdin olur, hem de dermanın olur.Bir anda o kara gecelerin aydınlanır.Ve bir o kadar da senin canını yakar.Bir o kadar da bütün gecelerin cehenneme dönüşürGurur mu? Umurunda olmaz.İşte aşk öyle bir şey ki:Seni hem mutluluğaHem de mutsuzluğa götürür.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sokaklarda bir başıma durmuşum, Elimde resmin gözlerine vurulmuşum,Nasıl da bağlandım bir bilsen?İçim kan ağlıyor bir sana tutulmuşum.Çağırsam seni bana gelir misin?Korkuyorum yine sensizlikten.Sensizlik nedir bilir misin?Ellerimi açıyorum her yerdeAşkım gözüme inmiş bir perde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Bu fani evrende,Kelebeğin bir günlük ömrü gibi sevdim.Bitmeyecekmiş gibi,Sana anlatmak isterdim.Gözlerimi her kapadığımdaNefesinin içimden çıkışını,Sana anlatmak isterdim.Bende olup da, sende olmayanı,Bu kalbimdeki pembe devrimi,Anlatmak isterdimBir ömür boyunca.Dinlemek yeter mi sevdiğim?Gözlerimin sana karşı olan umudunu görmek isterdim.Tükenmeyen bir kağıt parçasıyla,Tükenmez denen umudunu yitirmeyen kalemlerle,Gözlerindeki bana bakan umut ışığıyla,Mahşere kadar yanar kalbim sana.Gülmek isterken ağlamak;Ağlamak isterken gülmek nedir?Anlatmak isterdim son nefesime kadar sevdiğim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE ALPER
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Yağmur Damlaları gibi düştüler toprağa,Hiç yıkılmadan kalktılar ayağa,Tanklar, toplar meydandaOnlar sahip çıktılar vatanlarına.Kimi baş başa kaldı silahlarla,Kimi bunlara baktı güldü kahkahalarla.
Vatan için, ülke için, bayrak için,Canlarını feda ettiler millet için.Kahramanlar sahip çıktılar ülkelerine,Kurşunlara göğüs gerdiler.
Tüm dünyaya gösterdiler halkının gücünü.Yılmadılar, yıkılmadılar bu millet için,Haykırdılar durmadılar hiçbir saniye,Bu ülke için, bu millet için.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Soğuk bir gecenin ayazında,Gürültü var sokaklarda.Silah, tank, top sesleri…Önce kesti nefesleri.
Tüm millet kalktı ayağa,Hainlere karşı durmaya,Kan kokan bitkin sokaklara,Hadi deyip geçtiler tankların karşısına.
Türkü, Kürdü,Çerkez’iEzdi geçti herkesi.Bayrağın yüreği gibi dimdik.Dikilip biz yılmadık, yıkılmadık.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin kapattığın kapılar ardında,Doğan ıssız karanlık gecelerde,Dilime kilitler vuruldu o gece.Kalbimin anahtarı da seninle geldi o gece,Nefesim kesildi, bitti her gece,Yokluğunla biran avunsam bile,Beni yıkıp geçti gözlerin.Nefesimi kesen o sözlerin.Hiçbir kış yokluğun kadar üşütmedi,Hiçbir yaz varlığın kadar da ısıtmadı beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Masalların doğru olmadığı, Asıl gerçeğin ölüm olduğunu,Aşk acısının ise ölümden beter olduğunu,anlatmayacak mıydın bana?
Bir kere baksaydın yüzüme,Bir eylül sabahı düştün kalbime,Kalbime düştüğün yerde,Alıverdin beni kendi kalbine.
Ne unutacak kadar nefrettin bana,Ne hatırlayacak kadar özlemdin,Ne de bırakıp beni benden gittin,Ne de ben senden gidebildim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

ANNEM

Çok özledim annem!Kokunu sesini, kızım deyişini…Nereye baksam seni görüyorum,Alışamadım sensizliğe ölüyorum.Benim dertlerimle dertlenen annem,Şimdi toprağa veriliyor!Hastalandığımda başucumda bekleyen annemBenim için canını feda eden,Şimdi beni yapayalnız bırakıyor.
Ben şimdi kimsesizliğe sarılıyorum.Kimsesizliğe sorularımı soruyorum.Şimdi kim beni uyandıracak annem,Haydi, kalk anne gel yanıma!
Ben sensiz nasıl yaşayabilirim,Sensiz nasıl ayakta durabilirim,Ben şimdi sensiz ne yapacağım annem?Haydi, haydi geri gel annem!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU ERTAŞ
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

BİR KÖYÜM VARDI
Bir köyüm vardı,Toprağım diye bastığım yer.Bir evim vardı,İçinde büyüdüğüm yer.
Bir de güzeller güzeli bir annem vardı,Bana hiç kıyamayan…Ve belki biraz da hayallerim vardı,Gerçekleşmesine inandığım,Olur diye umuda daldığım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA ERDİNÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Çünkü Aşk:

Düşlerinden vazgeçememektir. Öyle bir şey ki ömrüne sığdırıp hafızana sığdırmamaktadır. Bir cebinde çakmağı olmayıp da Gömleğine siğara kokusu sinmiş bir adam olmaktır.

Çünkü Aşk:

Biraz nem koklamaktı gözlerde, biraz da hıçkırıktı bedende Her konuyu sana getirmekti. Gitmen gerektiğini hissettiğinde gitmekti.

Çünkü Aşk:

Benim seni sevdiğimi bilerek yaşarken, Senin beni neden sevmediğini bilmemekti. Gerçekten sen beni neden sevmiyorsun?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler
Yazan: R. BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler
Kaynak: https://masaloku.com.tsiirler
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.23 23:46 furkantopal KGB'nin devam edeceğinin garantisi ve KGB tarihinin uyandırdığı hislere dair

Şimdi bu üstteki "KGB Tarihi" flairina tıkladığınızda gerçekten geçmişe, bize, bu oluşumun tarihine bir yolculuk yapıyorsunuz.
Bu aslında çok uzun hikaye ama üzerinde biraz bir şeyler yazma gereksinimi hissetmedim değil, çünkü bende çok farklı hisler uyandırdı. "Tüm bunlar nasıl oldu?" dedirtti, kendime bir dışardan baktım, anası babası ayrı tek başına bir şeyler yapmaya çalışan, o zamanlar için konuşmak gerekirse "20'li yaşlarına yeni girmiş bir genç nasıl bu kadar insanı bir arada toplamayı başardı?" diye sordum.
Bu grup buralara gelene kadar benle olduğu süreden çok bensiz oldu, kurucusu olsam da farklı sebeplerden dolayı gerçekten de başında durduğum süre başında durmadığım süreden daha azdır. Hep moderatörlere vs emanet edip bi kaybolma durumum oldu farklı sebeplerden dolayı. Şimdi 2015-2016 zamanlarından beri aslında ilk defa bu kadar başında durabildiğim için bi yeniden șahlanmaya doğru gidiyoruz. Fakat tabi özel durumum olmasaydı emin olun bu çok daha hızlı ve efektif olurdu, ama böyle de underground ve samimi zaten, sıkıntı yok. Ben memnunum. Hem de çok memnunum.
Bazen düşünüyorum hani çünkü hep bi enkaz toparladığımdan ve şimdiki zamanın görüntüsü insanın zihnini yanılttığından "Geçmişte de o kadar büyük değil miydik acaba?" gibisinden bi şüpheye düşer gibi oluyorum, ama hayır, biz KGB olarak gerçekten piyasanın amına koyduk. Şu 'KGB Tarihi' flairında gezinince beynimde flashbackler çaktı harbiden. Yolu KGB'den geçmeyen veya KGB'yi duymayan çok az ünlü var. Zirve youtuberlardan, zirve instagram fenomenlerine kadar KGB'nin içinde olan çok insan vardı, hatta televizyon kanallarında çalışan üyelerimiz KGB'ye selam yollatırdı, KGB'ye 500binden fazla katılma isteği olduğundan kim bilir daha kimlerin isteği kabul edilmedi. Zaten sosyal medyadaki büyük mizah sayfası adminlerinin nerdeyse hepsi tanır beni de burayı da. Bilenler bilir, 2016 yılında bir çılgınlık yapıp 100 bin kişinin isteğini kabul edip gruba almıştım. Çılgın rakamlar değil mi? İsteği silinen 500 bin kişiden öncesinde de bi 200 bin insan daha kapının dışında kalmıştı, ve gruba o kadar çok katılım isteği vardı ki Facebook buga giriyordu, grup yöneticilere falan gözükmez olmuştu uzun bir süre isteklerden dolayı. Şu an Facebook'ta duvarı kapalı olan yedek grupta hala 100 bin civarı istek olduğunu tahmin ediyorum. Ama şahsi sosyal medya hesaplarımı şu an aktif olarak kullanamam burdakilerin bildiği benim malum sebeplerimden dolayı.
İtiraf etmek gerekirse o zamanlar bunun bir başarı olduğunun farkında değildim. Hatta bu gruptan nefret ettiğim zamanlar da oldu. Kişisel olarak darlanmaktan nefret eden bir insan olarak her Allah'ın günü yüzlerce mesaj gelmesinden bunalmıştım. Bir de zirvede olduğun zaman etrafın yavşaklarla doluyor, kimin dost olmak için kimin rant sağlamak için sana yaklaştığını ayırt etmek zorlaşıyordu. Birçok mesaja, artık öncesinde kaç mesajla boğuşmușsam, nasıl daralmışsam, gereksiz küfürler yağdırarak cevaplar verdiğim de çok olmuştur. Başkasının yerimde olsa prim yapmak için daldan dala atlayacağı fırsatlar doluyken ben hoşuma gitmeyen insanlarla çalışmadım, samimi bulmadığım işleri yapmadım. Burda bana kimlerin kimlerin birlikte video çekmek için, bir şekilde bi proje yapmak tekliflerde bulunduğunu açıklamayacağım etik ve kendi karakterim gereği ama ben başkasının yerimde olsa direkt zıplayacağı insanları reddetmiş adamım. Buna ego diyenler de oldu, benim için zor insan diyen de oldu, ama sadece kafa yapımın uyuştuğunu düşünmediğim, açıkçası seviyemde görmediğim insanlardı bunlar. Hala da öyle zaten çoğu kendisini geliştirmiş değil.
E tabi işin üzücü yani şimdi bana insanlar şunu diyor, "Senin adam ettiklerin, senin götünde dolaşanlar şimdi şu kadar şu kadar takipçiye sahip" gibisinden, veya "Senin kurduğun, yarattığın konseptle adamlar şu kadar takipçi yapıp paranın amına koyuyor, hatta senin sayfanın fakesinin 2 buçuk milyon takipçisi var, bi storyden binlerce lira kazanıyorlar, senin içinde olduğun duruma bak." diye. Ben de hep diyorum ki "Ürün benim. Kendi hayatıma kavuştuğum zaman yine yaparım." ve gerçekten de hep böyle görüyorum. Çünkü bunun kaynağı özgünlükten gelir, ve özgünlük sadece doğuştan bir yetenekle ortaya çıkmaz, bu özgünlüğe kavuşmak için aynı zamanda sıradıșı bir hayat ve çok farklı şeylerin tecrübesi, bilgi birikimi gerekir. Ve bunun insanlara aktarımında ise dürüstlük ve samimiyet gerekir, o da karakter özelliğidir. Hala da gerçek bu zaten yani ürün benim, o yüzden aşırı derecede bi içerleme durumu yok. Ama tabi ki de hak ettiğimin bu olmadığının ben de farkındayım.
Buna sebep olan şeyler var:
Birincisi Türkiye'nin en yüksek erişimli sayfasının (20,5 milyon haftalık erişime ulaşmıştım) kurucusu olmuşken, sayfamın haksız yere kapatılması.
İkincisi bana hükümeti eleştirdiğim için, elimin altındaki kitleyi, ülkede tüm vatandaşları ilgilendiren iğrenç gelişmeler yaşanırken beyaz Türk'lük yapmayıp her şeyi açık açık ne düşünüyorsam ve gerçek neyse onları yazıp insanları bilinçlendirme misyonunu kendime yüklediğim için devletin bana dava açması ve trajikomik bir şekilde fetö propagandası yapmak suç isnadıyla bana sorușturma açılması.
Sayfamın kapanmasından dolayı hevesimi kaybetmem, sevenlerim çoğunlukta olmasına rağmen haterlarımın sürekli olarak bir şekilde beni aşağılama çabaları (OGB, BGY gibi gruplar zaten KGB'den banlananlardan ve bana haterlık yapanlardan oluşuyordu, oldlar bilir BGY grubunun ilk 1.5 senesinde Furkan Topal haterlığı en popüler şeylerden biriydi ve gerçekten çok aşırıydı, bunu ilerleyen yıllarda en son ateşkes yaparak halletmiştik) bende gına getirmişti ve tüm her şeyin üst üste gelmesi bende gerçekten sosyal medyaya karşı bir mide bulantısı yaratmıştı. Reel hayatım o zamanlar yine çok çalkantılıydı ve sanalda lord olup reelde evsiz, ailesiz, parasız şehir şehir gezdiğim psikoloji bozan bi sürece de girmiştim. Tamamen bi kaosun içinde tek başımaydım.
Sonrasında bir de benden beklenmeyecek bir şey olmasına rağmen bir de aşık oldum, tamamen reel hayatı yaşamaya koyuldum ve bu süreçte ticaretle, pazarcılıkla, alakam olmayan geri plandaki işlerle uğraştım, yaklaşık iki sene de bu şekilde geçtikten sonra, ki kız arkadaşımla ilişkim devam ederken bile tutuklanmıştım o üzerime açılan soruşturmadan dolayı iki kere alıkonulmuștum, nezaretlik falan olmuştum, savcı hepsinde serbest bıraktı, sevgilimle ayrıldık, ağır bi depresyonun ardından müziğe tekrar çok keskin bir dönüş yapmak üzereydim ki üstüne bir de hapse düştüm. Bir senem de hapiste geçti. Ama öncesi (hapis kararının kesinleşmesiyle girmem arasında yaklaşık 5 ay var) ve sonrası (hapisten çıktım ama normal şekillerde değil, o yüzden tam anlamıyla özgür değilim bu ülkeden gitmeden ve 5 aydır durumdayım) totalde iki seneyi buluyor. Bu arada söylemeyi es geçtim ve kimse bunu bilmez ama bu kadar dökülmüşken şunu da itiraf edeyim, bu süreçte ben 12 yaşındayken bana konulan ve o zamanlar tedavi görüp atlattığım ileri derecede obsesif kompulsif bozukluğum yıllar sonra hiç olmadığı kadar tetiklendi ve bir de dışarıdaki hayatla mücadele ettiğim yetmiyormuş gibi kendi beynimle çok ağır bi savaşa girdim. Takıntılarım azdı ve çok kez çıldırdım gerçekten. Bunu sadece bu hastalığa sahip olanlar anlayabilir. Sinirin, gerginliğin, üzüntünün, kafayı yemelerin, bitikliğin zirvelerinde dolaştım. (İşte zaten bana öyle geliyor ki ben bu yüzden özgün mizah yapabiliyorum ve müzik konusunda doğuştan yeteneğimin yanısıra kafamın içinde bu yüzden insan ruhuna dokunabilen üretken bi beste makinası var, çünkü bende çok yaşanmışlık var.)
Anlayacağınız o kadar şey geldi ki başıma, zaten tam olamamış hayatım hepten karardı. Bunlar bana sürekli bir şeyler katmaya ve beni geliştirmeye devam ediyor, her ne kadar beni kemirmiș olsa da yaşadıklarım. İnsan olgunlaşıyor.
Size diyeceğim o ki, benim zaten zor şartlarda 21 Temmuz 2015'te yazın Mersin Erdemli'nin Harfilli köyündeyken kurduğum ve oradan da tüm Türkiye'ye ve hatta dünyanın farklı yerlerindeki Türklerle yayılan KGB, çetrefilli yaşantım, grubun kaotik tarihine rağmen ayakta kaldı, kanadı ama ölmedi, düştü ama yok olmadı, tüm bunlara rağmen bu grup her zaman orijinalliğini de, içerik yelpazesindekj genişliği de korudu, bizi güldürmekle kalmadı, gerçekten birleştirdi ve geliştirdi de, çok insanlar geldi geçti, has oldlar kaldı, benim safımda yer alanlar kaldı. İşte bu yüzden ben aslında 3 yıldır aktif olarak sosyal medyada boy göstermemiş olsam da, elimde kimsenin prim yapmak isteyeceği, gönderisini tutturup sayfaya çıkmak isteyeceği hiçbir dışarıya dönük sosyal medya gücüm kalmasa da, yıllar sonra, hapisten çıkıp kapalı olan orijinal KGB'yi açtığımda bi gönderimde binlerce insan toplandı, o grup kapandı, ben hapisteyken açılan küçücük bi yedek grupta buraya, reddit'e geçiyoruz dedim, ki o grup da üç gün sonra kapandı ama o üç gün içerisinde bakın 10bine yakın insan buraya geldi tek bir lafımla. İşte bunun sebebi insanların yüreklerinde bıraktığım izlerdir. Ve şimdi sayımız 20bin ve büyümeye devam ediyoruz.
Ben şahsi olarak çok git-geller yaşadım, bu grubu hayatımın merkezine bile koymadım belki yükseliş zamanlarımızda bile, ama burdaki insanların sadakati bir mizah grubundan gerçekten de fazlası. Ben ne kadar özgünsem, bu grup ne kadar özgünse, bu gruba ve bana karşı bu bağlılığa sahip olanlar da işte o kadar özgün.
Yaşadıklarımız değerliydi, ve yine değerli şeyler yaşamaya devam edeceğiz. Gönüllerimizde efsane olan bu ortam, işte bu zor şartlara rağmen hala ayakta, bir de tüm bu zorlukların içinden çıktığım ve hayatı yendiğim zaman bu grubun nerelere yükseleceğini ve bu grubu benimsemiş herkesin ne kadar gurur duyacağını bir düşünün. Gururlanın dostlar, gururlanın eyyy KGB'liler. Yer altında yine, yeniden bir efsane yaratıyoruz. İşte hala birlikteyiz. Yıllar sonra hala buradayız. Yıllar sonra yine burada olacağız. O yüzden şunu bilin ki, en kötü zamanlarında yıkılmayan bu yer, gelecekte ana siker ocak söndürür. Gururlanın!
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2018.06.26 04:57 Pruswa Sonuçlar hakkında konuşmak istiyorum

İyi geceler veya sabahlar, bakış açınız hangisiyse. İlk önce elimizdeki somut olgulara bakalım:
Peki, şimdi bunları yorumlayalım.
Bu seçimlerden İnce'nin bir şekilde CHP'lilerin, HDP'lilerin, Saadetçilerin, küskün MHP'lilerin, ve biraz da küskün AKP'lilerin oylarını toplayarak ikinci turda kazanması gibi bir sonuç bekleyen bir ton adam vardı. İlk turda kazanacak diye dolaşan tipler bile vardı lel. İki gram beyni olan kimse böyle bir şey beklemiyordu tabi, ama en azından mecliste çoğunluğu kazanırız diye düşünen ben de dahil çok kişi vardı. Bu öyle çok uçuk bir hayal değildi zaten; AKP'lilerin %8'i demek ki açlıktan sıkılmış. Hesaba bir şeyi katmamıştık sadece; ne biz, ne İyi'nin kadrosu. Bu adamlar AKP'ye alternatif arayarak gitti MHP'ye verdi.
Ehh yani burada yapacak çok bir şey yok aslında. Küskün AKP'li seçmene bizim tarafımızda iki alternatif sunduk, adamlar kendi taraflarındaki muhafazakar partiye attı gidip. MHP miting yapmamasına, medyada silik olmasına, unutulup dinozor partisine dönmesine rağmen AKP'nin seçmeni arasında manevi bir yer edinmiş meğer. Bahçeli'ye bakıp vatansever, ülkesinin menfaati için gerekeni yapan bir adam görüyorlar. Doğal olarak gidip ona verdiler tabi. Hatta REİS buna karşı açıklama bile yapmıştı, millet ne alaka demişti.
Şimdi ne olacak? MHP'nin AKP ile kapışmaya başlaması mümkün, ama bir sonuca varacağını sanmıyorum onun. MHP direk hadi ben çıkıyorum ittifaktan dese bile AKP diğer partilerden bir kaç vekil devşirip meclis çoğunluğuna sahip olur herhalde. Şöyle bir şey var ki AKP artık bir nevi MHP'ye muhtaç, ondan HDP ile tekrar anlaşılacak senaryoları gerçekçi değil. Ha o nasıl olur, MHP ile bir şekilde kavga edilirse, onun sonucu olarak gerçekleşebilir.
Yine de son referandumdan aldığımız sonuçlara göre iyi olduğunu düşünüyorum içinde bulunduğumuz durumun. Demek ki neymiş? AKP'lilerin hepsi dolar 10 olsa da inadına REİS diyen tipler değilmiş, %10'a yakın bir bölümleri başka partilere oy verebiliyormuş. E şimdi bu adamlar MHP'ye verdi, baktılar önümüzdeki 5 yılda patatesin kilosu 30 lira oldu. Bu sefer başkasına verirler diye düşünüyorum. Bu kısım önemli, ve unutulmaması, üzerine basılması gerek. İkincisi, muhalefet bu sefer efor sarf etti. Ne yaparsanız yapın İnce ve Akşener'e bok atmayın bu sonuçlar yüzünden, inanın ellerinden geleni yaptı bunlar. İnce'nin kariyeri hala devam ediyor gibi görünüyor, etmezse de sen yaparsın arslanım diye gaz verenler düşünsün artık durumunu. Maral Ana'nın bir çok eleştirisi olabilir, ama küskün MHP'lilerin oylarını alma olayını iyi becerdi. Ve parti kurulalı 6 ay mı ne oluyor arkadaşlar, yani beklenenin altında olsa bile kesinlikle ortalamanın üstünde bir performans bu. Karı saçını süpürge etti lan it herifler, o olmasaydı Apo'ya oy atmıştınız hepiniz sike sike.
Beni asıl bozan şey muhaliflerin yenilgiye verdikleri tepki oldu. Daha ilk saatte başladı herkes öldük bittik diye. Bitmedi ve daha yeni başlıyor siz bu kafayla devam ederseniz. Atam yatam diye nara atacağınıza şu adamdan biraz örnek almayı deneyin lütfen, heykelle putla helvayla olmuyor bu. Biz demeden ölmek yok.
submitted by Pruswa to Turkey [link] [comments]


2017.07.09 21:23 Pruswa Türk muhalefetinin eleştirisi

Burada Türk muhalefetinin kendi amaçlarına zarar veren, veya ikiyüzlü, veya düpedüz aptalca hareketleri ve duruşlarından bahsetmek istiyorum. Önünüzde uzun bir yazı var, ondan üşenecekseniz hiç başlamayın.
CHP ile başlayalım. CHP'nin en büyük sorunu ne yaptığının, aynı zamanda ne olduğunun farkında olmaması. Bana çoğu zaman Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinin bir stratejisi yokmuş, parti kendini rüzgara bırakıp sürüklenerek bir yere ulaşmaya çabalıyormuş gibi geliyor. Artık CHP de CHP'nin ne partisi olduğunu bilmiyor. Türkiye'nin birleştirici gücü. Takınmaya çalıştığı imaj, herhangi bir AB ülkesinde işe yarayabilecek bir imajken, maalesef Türkiye'de işe yarayabilecek bir imaj değil. Çünkü Orta Doğu halklarında birlik ve beraberlik duygusu, Batı'daki birlik ve beraberlik duygusundan çok daha farklı. Unutmayalım ki, milliyetçilik kavramı Batı kökenlidir. Orta Doğu halkları için vatandaşlık hep ikinci plandadır. Çok sık duyduğumuz bu Sykes-Picot Anlaşması'nın Orta Doğu'yu bir felakete sürüklemiş olduğu muhabbeti çoğunlukla doğrudur. Kendilerini farklı "milletler" olarak gören insanları, aynı sınırlar içerisinde toplayıp, bir bayrak ve bir kimlik altında birleşmelerini beklemek deliliktir. Orta Doğulular önce Müslüman(veya her neyse), ondan sonra ülkelerinin vatandaşıdırlar. Şii Iraklılar ve Sünni Iraklılar birbirlerini aynı milletin parçaları gibi görmezler, aynı şekilde Sünni Suriyeliler ve Nusayri Suriyeliler de kendilerini aynı bütünün parçası olarak görmez. Tipik bir İranlı Fars, olaya "Şii, Sünni, Zerdüşt, Hristiyan; hepimiz İranlıyız" diye bakmaz, "Fars, Azeri, Hazara, Arap; hepimiz Şiiyiz" diye bakar. Bu durum Türkiye'de de böyledir. Halk beraber, birlik olamaz, çünkü dini kimlikler milli bütünlüğün önüne geçer hep. Cumhuriyetin ilanından önce halkın dinlerine göre milletlere ayrıldığını hepimizin hatırlaması gerek; yüzyıllar boyunca bu topraklarda Müslüman Türkler ve Hristiyan Türkler ayrı milletler sayılırken, Müslüman Türkler ve Müslüman Yunanlar aynı milletten sayılıyordu. Orta Doğu halklarına göre ayrı sınırlar, ayrı bayraklar, ayrı hükümetler altında yaşayanlar değil, ayrı dinlere mensup olanlar yabancıdır. Ortalama bir Sünni Türke göre, Alevi bir Türk, Sünni bir Suriyeliden daha yabancıdır. Mezhebi ne olursa olsun, laik Türkler İslamcı Türklere göre yabancıdır, zimmidir, hatta mürteddir. Halkın zaten özünde ayrılmış olduğu bir ülkede CHP nasıl "birleştirici güç" rolünü üstlenebileceğini sanıyor, anlamıyorum. Orta Doğu'da kimlik siyaseti yapmadan bir yere varılamaz; Orta Doğuluların çoğu(siyasi partileri ne olursa olsun) zaten "bizi rahat bırakın da o bize yeter, biz de size dokunmayız o zaman" diye düşünmezler.
CHP'nin "herkesin partisi" olma eforları sadece bir işe yaramamakla kalmıyor, CHP'yi CHP yapan özellikleri de çöpe yolluyor. Daha önce de sordum, yine soruyorum. CHP bu ülkenin ne partisidir? Kamalist partisi midir? Sosyal demokrat partisi midir? Alevici partisi midir? Yoksa ılımlı İslamcı partisi midir? Kılıçdaroğlu sanırım CHP'nin temel oy veren kesiminin—envai çeşit solcu gruba mensup olmuş, yeri geldiğinde din siyaseti yapmış, etnik ayrılıkçılığa sempatiyle yaklaşmış kesimin değil—yani 3+1 evde oturup bir arabaya sahip olan ve siyasi görüşlerini "Atatürkçü" olarak özetleyen memur kesimin, CHP'ye neden oy verdiğini bilmiyor. Yolsuzluk, hırsızlık, baskı, adam kayırma, ona buna kuklalık; bunlar tabi ki de kötü şeyler, ve ortadan kaldırılmaları gerek. Fakat bunlara karşı olan nefret hiçbir CHP oy vereninin CHP oy vereni olmasının ana sebebi değil. CHP oy verenlerinin çoğu için bir şeyi temsil eder: Laiklik. Kılıçdaroğlu bunun bizim için olan önemini anlamıyor. CHP laiklik ilkesini gözden çıkarırsa, CHP'yi at gitsin zaten. Oy vereninin ne kadar büyük bir bölümünün böyle düşündüğünü bilmiyor. Açıkçası bunun için suçlanacak tek kişi de o değil, çünkü bahsettiğim kesimde bir partizanlık zaten yok. Kılıçdaroğlu'nun çevresi solcu, laikliği ikinci planda tutan, ana hedeflerini "insan hakları,eşitlik, barış, halkların kertenkelelelölöl" diye özetleyen tiplerle sarılı. Tabi ki de bu kişiler siyasal İslamcılara tercih edilebilir insanlar, fakat Kılıçdaroğlu bunların etkisinde kalarak CHP'nin laiklik ilkesinin ne kadar ciddiye alındığını göremiyor, ve laiklikten taviz vererek genel halkın sevgisini kazanmaya çalışıyor. Bu sadece CHP'yi CHP yapan bir özelliğin tarihe karışmasına sebep olmuyor, aynı zamanda işe de yaramıyor arkadaşlar. Bu çok basit bir denklem. AKP'nin ılımlı versiyonu olarak gözükerek, AKP'ye aşık bir toplumun sevgisini kazanamazsınız. "X" Türk milleti, "Y" de REİS olsun. Eğer X Y'yi seviyorsa, X'in sevgisini kazanmak için Y.2 olmanız gerekir, Y/2 değil. Şu anda Rusya'yla aşağı yukarı iyi geçinen REİS çıkıp bi de Putin'e posta koysa halkın sevgisini daha da kazanmaz mı? Kazanır. REİS özünü, esansını bir şahıs ne kadar çok benimserse, o insan Türk milleti tarafından o kadar çok sevilir. Matematiğim hiçbir zaman iyi olmadı ama ben bile bunu kafamda kurabiliyorsam, Kılıçdaroğlu kesinlikle kurmalı.
Partiyi geçtik, bi de oy verene gelelim. Bana kalırsa CHP oy vereni dört ana gruba bölünüyor; ulusalcılar, sosyal demokratlar, liberaller, ve apolitik Aleviler. Bu gruplar da kendi aralarında alt gruplara bölünüyor.
Her şeyden önce ulusalcı tayfanın beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını söylemek istiyorum. İdeolojilerine dine bağlı gibi bağlı, bir takım fikirleri kayıtsız şartsız kabul etmeye dayalı bir grup olup çıkmışlar. Kamal'in ilahlaştırılmaya Menderes döneminde başladığının farkında değiller, yüz yıl önce yaşamış bir şahsın sünnetini oluşturmanın ne kadar gerici bir şey olduğunun hiç farkında değiller. Kendi vaktinde—bir çok danışmanının karşı çıkmasına rağmen—halkın aklına gelemeyecek yenilikler yapmış, kutsal gördükleri hilafeti yıkmış, başlarının üstünde tuttukları hocaları asmış, giydikleri kıyafetleri bile değiştirmiş Kamal'in en büyük özelliğinin ilericilik olduğunu hala çıkaramamışlar. Kamalistler sahip oldukları ideolojinin son yüzyıldan kaldığını ve ileri taşınması gerektiğini asla kabullenemiyorlar, Kamal bugün yaşasaydı ve takipçilerinin hala yüz yıl önceden geldiğini görseydi geçireceği travmayı hayal edemiyorlar. Aynı şekilde Kamal'in ikinci en büyük özelliğinin de pragmatizm olduğunu da bilmiyorlar. Kurtuluş Savaşı'nda savaşanların hepsini herhalde kendileri gibi laik, kültürel olarak Batılı insanlar sanıyorlar; halbuki büyük bir bölümü Kamal'in ileride yıkacağı hilafeti korumak için kendilerini ölüme atmış İslamcılar. Adam kendisi için savaşmış bir çok asker, siyasetçi, ve din adamını savaştan sonra temizliyor; vakti geldiğinde onlarla pragmatik bir ilişki kuruyor ve kullanma tarihleri dolunca da onlardan kurtuluyor. SSCB'den sayısız yardım alıyor; silah, cephane, para, her neyse. Savaş bitince onlara da siktiri çekiyor. Bu adamın askeri olduğunu iddia edenler bugün gelmiş "Ea orada HDP'liler var yav ben gitmem oraya" diye mızmızlanıyor. CHP'nin ülkede HDP dışında hiçbir müttefiği kalmamışken, HDP'li vekillerin içeri alınmasını alkışlıyor. Adamlara sorsan CHP batsın, yok edilsin, içeri alınsın, ülkede laiklik kalmasın; yeter ki HDP de bitsin. "Atam" dedikleri adamın nasıl bir pragmatist, nasıl bir stratejik deha olduğunu bilmiyorlar. Tabi onları da suçlamamak lazım; müfredata göre sırf iman gücüyle kovduk zaten düşmanı.
Bi de bunların arasında yollarını şaşırmış çomarlar da var. Yine laikliği ikinci planda tutanlar. Birinci planda tuttukları şey neymiş? Anti-emperyalizm. Emperyalizm hiçbirimizin hoşlanmadığı ve sonu gelmesi gereken bir şey, fakat bana sorarsanız dıştan gelen emperyalizm ve içten gelen emperyalizm arasında pek bir fark yok. Ha dış bir güç bizi sömürgeleştirmiş, ha bizi zimmi olarak görenler bizi ikinci sınıf vatandaş haline getirmiş; aradaki fark nedir? Fakat Perinçek ve tayfasına göre aradaki fark çok büyük... çok büyük, ve aynı zamanda Batı emperyalizmi kötü ama Rus emperyalizmi süper. Çoğu zaman FETÖ ABD için neyse, Perinçek de Rusya için oymuş gibi geliyor. Laik kesimin çoğunun benimsediği "REİS'i sevmesek de Gülen'e karşı destekleyelim" düşüncesini, "REİS'i sevmesek de Gülen var ondan REİS'i destekleyelim" haline getirmişler. Benim de katıldığım "REİS'e her konuda karşı çıkalım ama Gülen konusu ayrı, o konuda REİS'in arkasındayız" düşüncesine katılıyor gibi değiller, daha çok "Gülen diye bir şahıs var ondan her konuda REİS'in arkasındayız" diye düşünüyorlar. İdeoloji üzerinden değil de vatan-millet-Sakarya üzerinden siyaset yapmaya çalışırsanız sizden bir bok olmaz, buraya yazıyorum. Bu parti oyların %0,25'ini almış olsa bile, düşünce tarzlarının fazla yaygınlaştığını hissediyorum. Bu tehlikelidir. Türkiye'nin başındaki güç, bu ülkenin üzerine kurulduğu idealleri yerlerde sürüklerse, o zaten emperyalizmdir arkadaşlar.
Sosyal demokratlara ve diğer solculara geçelim. Bunlar genelde daha aklı başında, ama gerçekle son derece arası kopmuş bir kesimleri var bunların. Hala, hala, ve hala "A-a-ama ikna odalarıı..." diye takılan bir grup var. Artık bunlara ne diyeceğimi ben de pek bilmiyorum. Hala Dersim edebiyatı yapan var. Herhalde 20. Yüzyıl'da, medeniyetin beşiği olan topraklarda kalkıp Game of Thrones LARP'ı oynamaya çalışan aşiretlere gökten bomba değil de çiçek yağmasını falan bekliyorlardı. Kabilecilik iyi bir şey değil. Bu kadar basit bir şeyi oturup niye tartışıyoruz hala, anlamıyorum. Hiç merak etmiyorlar mı acaba bu hocalar, alimler zart zurt niye asılmış? Adam ciddi ciddi Selanikli Kamal geldi, fesleri beğenmedi, ondan milleti astı kesti sanıyor. Bu arkadaşlar keşke gidip mazlum Anadolu halkının Kamal'in xulümü gelmeden önceki haliyle bir konuşabilse, onlara feminizm ve ateizmden bahsedebilse. CHP'ye ülkede en çok oy veren üç yerden biri Ardahan'da bir ilçe, ikisi Hatay'da iki ilçe. Doğuda CHP'nin 0en çok oy aldığı ilçe Tunceli; Kamal'in bombalattığı, çay isteyip kola almış Tunceli. Bu yerler le elit kesim mi? Bu yerler çok mu liberal? Neden CHP'ye oy veriyorlar sizce? Geçmişte mazlum Anadolu halkı tarafından kıtır kıtır doğrandıkları için olabilir mi?
Sola gittikçe de yanılgılar artıyor. Bazı adamlar hala sanıyor ki ülkedeki laik kesimi işçiler, çiftçiler, bilmem ne temsil ediyor. Bu arkadaşların yaşadıkları paralel evrende AKP'liler "elit", zengin. Gidip tipik bir mavi yakalı çalışana REİS'i kötüleyin, bakalım olay yerini götünüzde kürekle mi tornavidayla mı terk ediyorsunuz.
"Biz okumuş insanlarız diyorlar. Biz sanatçıyız diyorlar, biz yazarız, biz sermayedarız, biz imtiyazlıyız diyorlar. Biz her şeyi biliriz, biz her şeyden anlarız diyorlar. Bizim oyumuzla Kayseri'deki Ahmet'in, Mehmet'i, çobanın oyu bir olmaz diyorlar... On yıllar boyunca bunlar Boğaz'a karşı viskilerini içtiler, Çankaya'da sefalarını sürdüler."
-Recep Tayyip "REİS" Erdoğan
Bakın bu bir gerçektir. Ülkenin laik kesimi budur. Ha istisnalar olabilir; koyu laikçi kasketli dayılar gerçekten de mevcuttur, veya babası yandaş bir firmanın sahibi alfa AKP'liler bulunabilir, ama yapılan her anket CHP'lilerin bu ülkenin en zengin kesimi olduğunu, gelir düzeyi azaldıkça AKP oylarının arttığını kanıtlıyor. Ve bu kötü bir şey değil. Çalışıp para kazanmak, akraba ilişkisi mahsulü olmamak, "elit" olmak; bunlar iyi şeyler. Uğruna çabaladığınız işçiler, emekçiler sapına kadar REİSçi. Neden olmasınlar ki? Açlıktan ağzı kokan, anasının dizi dışında bir dişiye dokunmamış adam "kızlı erkekli" ortamları gördükçe kuduruyor, çıldırıyor. Bahsettiğiniz kesim sosyal özgürlüğü sevmiyor, çünkü zaten ondan faydalanamıyor ki. Bende olmayan kimsede olmasın mantığıyla gidip basıyor oyu REİS'e. REİS yol yapıyor, köprü yapıyor, demir yolu, hava alanı, liman, her neyse. Bu adamlar neden şimdi REİS'e oy vermesin? REİS onlara materyal sunuyor materyal; elle tutulan şeyler sunuyor. Fikirleri, ideolojileri yiyemezsiniz, üstlerinde gezemezsiniz, içlerine binip uçamazsınız. Hayatının amacı sadece hayatta kalmak olan bu adamlar neden REİSçi olmasın soruyorum size? Ve maalesef bu halde olmalarının da tek sorumlusu kendileri. Benim ailemde de buram buram çorap kokan yerlerde doğup, iki üniversite bitirip kendilerini kurtaran insanlar var. Yapan nasıl yapıyor? Açıklayayım size, geri zekalı olmayarak yapıyor. Durum bu. Bu adamların çoğu oldukları haldeler çünkü mayaları onu götürüyor.
Bunlar militarizme karşıdır, bunlar milliyetçiliğe karşıdır, bunlar doğal seleksiyona karşıdır. Ee? Nasıl bir şeyleri değiştireceksiniz sayın solcular? Sizin sevip desteklediğiniz adamlar sizden tiksinir, sizinle en azından sosyal açıdan aynı görüşlere sahip olanları da siz sevmezsiniz. İnsanlık onuru kazanacak hede hödö. Nasıl kazanacak? Altın yürekli çocuklar görüyorum hep, kafaları da az çok çalışıyor, ama harcanmışlar. Beyinleri insan oğlunun aslında özünde iyi olduğuna ve bir gün hepimizin el ele tutuşup kırlarda çember kuracağımıza inanmak üzere yıkanmış. Oysa insan bir hayvandır; yemek için çalmaya, üremek için tecavüz etmeye, tehdit görünce de öldürmeye programlıdır. Bizi bunlardan alı koyan tek şey aklımızdır, düşüncelerimiz üzerine düşünebilmemizdir. Fakat maalesef uğuruna saçlarınızı süpürge ettiğiniz, kahvaltıda ekmek arası çay yiyen bu adamların çoğu bu yetiden yoksundur, diğer hayvanlardan çok da farklı değildir, sadece daha medeni insanlar bunları medeni olmaya zorladıkları için medeni taklidi yaparlar. Tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar söylüyorum; bunlar katiyyen eğitilmezlerdir. Lütfen sizden nefret eden bu insanlar uğruna edebiyat yapmaya son verin.
Dediğim gibi, zaten laik her kesimin en büyük sorunu ne olduğunu bilmemek. Sadece CHP değil, CHP'liler de ne olduklarını bilmiyor. Adam oturmuş AKP'liler Rum dölü, sizin hocanız keşke Yunan kazansaydı dedi diye saçmalıyor. Hani Rum olmak kötü bi şey mi falan işin orasına girsek zaten çıkamayız bu adamlarla. Ama açık açık söylüyorum ki, CHP kaleleri hemen hemen her yönüyle Yunanlara Türklerin geri kalanına olduklarından daha yakındır. Zaten bu normal bir şeydir. İzmir'den Yunanistan'a yüzersin lan, ne bekliyorsun ki? Ulusalcılarla Yunanlar zaten aynı, aynı, aynı, tıpkısının aynısı. Karakterler farklı o kadar. Mesela benim dincilerin neden daha fazla takmadıklarını merak ettiğim bir konu, kıyı kesimindeki bazı Müslümanların Hristiyan türbelerine uğramaları. Sen böyle bir şey yapıyorsan zaten ülkenin %60'ına göre kafirsin, yabancısın. Buna rağmen CHP'lilerde hala Balkan ülkelerine karşı beslenen bir düşmanlık, bir biz öyle değiliz biz de sizin gibiyiz tavrı. Hilafeti yık, Latin alfabeleriyle yaz, demokrasi getir, şapka tak, rakıyı götür, karı kız, vals... ama biz aslında gerçek Müslümanız, siz din tüccarlığı yapıyorsunuz. Lan yürü git. Zaten böyle bi şey kimi nasıl şaşırtabilir hala anlamıyorum. Kamal Selanikli, silah arkadaşlarının %90'ı Rumelili, geri kalanlarının %90'ı batı Anadolulu. Şu anda bile 60 sene önce Almanya'ya gitmiş Türklerin çocuklarının bize konuştukları dili anlayamıyoruz; yüzyıllarca oralarda yaşamış Türklerin oranın yerlilerine daha çok benzemeleri çok mu tuhaf? Size garip mi geliyor bu şahısların halka dayattığı ideolojiyi benimseyen kişilerin Balkanlılara daha çok benzemeleri? Buna rağmen bu adamlar hala gelmiş Tayyip aslında Ermeni biz hakikiyiz diye sayıklıyor. Bi de Atatürk aslında Turan Türkçü Yörükoğlu ayran içiyordu hep diye sayıklayan bi kesim var. Git ya git.
Ha tabi oraya da geliyorum. Burada oturup solcuların sıkıntılarından sonsuza kadar bahsedebilirim; batı illerinde erkeklerin taşaklarını ezmeden oturmalarına ses çıkarırken doğu illerinde kadınların gördüğü muameleye laf etmemeleri, İslamcılar gibi "benim hislerimin başladığı yerde başkalarının hakları biter" mantığıyla hareket etmeleri gibi. Fakat Türkçü-Turancı tayfaya gelmemin de vakti geldi.
Bu adamlara nereden başlayacağım onu bile bilmiyorum. Değişik bir grup. Çoğu kişi Batı'daki altright akımına benzetiyor ama ben hiç sanmıyorum; onlar daha çok Perinçekçiler gibi geliyor. Bunlar en çok NatSoc tayfaya benziyor gibi. Eski kültürlere olan bir hayranlık, ulusu yüceltme ve (vatan haini olarak görülmeyen)herkese aile muamelesi yapma, bilime dayalı siyaset izleme(veya en azından bunu yapmayı isteme)... böyle gidiyor bu. Fakat bunları Türk siyasetinin büyük bir bölümünden ayıran şey, bazılarının—özellikle gençlerinin—rasyonel düşünce kapasitesine sahip, argüman yaratabilen, oturup adam gibi bir şey tartışabilen adamlar olmaları. Bunlar gerçekten de takım tutar gibi siyasi taraf tutan adamlar değiller, ve argümanları çoğunlukla akılcılığa dayalı; ülkenin %90'ının argümanları tamamen hislere dayalı. Adam çıkarıp sana bi haplogrup haritası gösterebiliyor en azından, ya da bak Çin yazıtları Kırgızları kızıl saçlı olarak tanımlıyordu diyebiliyor. Kamalistinden tut İslamcısına, solcusundan tut ülkücüsüne herkes sırf hisler üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor, ne doğru hissediyorsa ona dadanıyor. Bu adamlar genelde öyle yetiştirildikleri için değil, okuyup bir takım fikirlere vardıkları için Turancı oluyor; zaten ülkede Turancı kaç aile var?
Sorunları maalesef vardıkları ideolojilerin kendilerinde. İdeolojiler diyorum çünkü kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bildiğin Kamalist olup sırf Göktürk yazıtlarını beğendiğinden Turancı edebiyatı yapanından tut, tarihsel revizyonizmin amına koyup ironik olmadan kafatası ölçmeye çalışan Atsızcılara, onlardan tut bildiğin İslam Arapların işi Tengrici olalım bozkırlarda at sürelim boğazdan şarkı söyleyelim diye takılan gruba, bi de onlardan tut Tigir Er gibi iyice saykodelik gruplara kadar gidiyoruz. Fakat bunların içinde en tehlikelisi, bildiğin ülkücü olup, daha havalı olduğu için kendine Turancı diyen, ironik olmadan REİSçilik yapan grup. Bu grubu zaten İslamcılarla bir tutuyorum, onlara değinmek gereksiz. Diğerlerinden ilki zaten bahsettiğim Kamalist gruplardan pek farklı olmuyor. Geri kalanından bahsediyorum. Ne diyordum? Hah, ideoloji sıkıntı. Ve bunun yüzünden Turancıları suçlayamıyorum. Memlekette sarılacak doğru düzgün ideoloji yok ki. Çevrelerine bakıp tutunabilecekleri adam gibi hiçbir şey bulamayan gençler de bu gibi ideolojilere sarıyor.
Çoğu otoriteryen, ve bence sadece buradan kaybediyorlar zaten, ama oturup burada otoriteryenlik-liberteryenlik tartışması yapmak istemiyorum. Sadece kimliklerinin ve romantizmini yaptıkları şeylerin çoğunun gerçeğe dayanağı olmadığını söylemek istiyorum. Çoğu zaman bundan bahsedildiği anda bu adamlarda gördüğüm rasyonellik gidiyor, yerini [otistik ciyaklamalar] alıyor. Yapılan her türlü DNA testi, Türklerin diğer Türki halkların çoğuyla aşağı yukarı alakasız olduğunu kanıtlıyor. Bunlara karşı hep haplogrup çalışmaları sunuluyor; bakınız diğer Türki gruplarda şu haplogruplar varmış da bizde de görülmüşmüş, hatta ta Sibirya'daki Hiungnu mumyalarının içinden Türklerde bulunan haplogrup çıkmış. İyi, güzel de haplogrup dediğiniz şey sadece en eski babasal veya annesel atanızı gösteren bir şey, bütün etnisitenizi çıkarmıyor. Eğer J1 haplogrubuna ait bir Arapın İsveçli bir kadından bir oğlu olursa(:DDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDD) bu çocuğun Y kromozomu J1 olur, bu çocuğun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, ve onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur. Bu çocuk etnik açıdan çoğunlukla İsveçli olsa bile, Y kromozomu ne olursa olsun J1 olarak kalır. Haplogruplar etnisite belirlemez. Onu belirlemek için en güvenilir test otozomal DNA testidir. Bunların hepsinde de Türkler Ermenilere, Gürcülere, ve komşularımız olan diğer etnik gruplara Orta Asyalılara benzediklerinden daha çok benzerler. Buna karşı üretilen bir argüman ise Oğuzların aslında hiç diğer Türkiler gibi olmadıkları, o yüzden Türklerin Kazaklara ya da Kırgızlara benzemiyor olmasıdır. Bu hemen hemen doğru; Türkmenler diğer Türkilere çok yakın değildirler, ve Türklere en yakın Türki halklardan biridirler... ama Türkler Ermenilere ve diğer Orta Doğululara Türkmenlere olduklarından bile daha yakın. Zaten Türkmenler Orta Doğululara genel olarak yakınlık gösteriyor.
Zaten bu şaşırtıcı bir şey değil, benzer olaylar tarihte çok sık görülmüştür. Kafkasya'nın kuzeyinden çıkıp Avrupa'nın çoğunu ve Asya'nın büyük bir bölümünü fetheden proto-Hint-Avrupalıların dilleri ve kültürleri fethedilen halklar tarafından benimsenmiştir. Sizce hem Hintler hem İskandinavyalılar gerçekten de birkaç bin yıl önce dünyaya yayılmış bir halkın soyundan mı geliyor? Ama dilleri benzer, dinleri bile benzer; Hinduluk, Yunan politeizmi, İskandinav politeizmi arasında sayısız benzerlik var. Bu adamların gen havuzlarına olan katkıları sınırlıdır, kattıkları şey çoğunlukla kültüreldir. Fetih ve asimilasyon konusunda neden bu kadar becerikli olduklarını biz de bilmiyoruz; kimisi diyor çok savaşçı bir kültürleri vardı, kimisi diyor at arabalarını ilk kullanan onlardı ve bunun askeri açıdan çok büyük etkileri oldu. Ama sonuç olarak fethettikleri diğer halklara dillerini ve kültürlerini aşılayıp, onların soylarına çok da bir etkide bulunmadan yok oluyorlar. Araplar da aynı şekilde; Levant Arapları Arapça konuşur ve çoğulukla Müslümandır, ama genetik olarak Süryanilere Körfez Araplarına olduklarından daha yakındırlar çünkü çoğu asimile edilmiş Süryanilerdir. Kuzey Afrika, Irak; buraların halkları genetik olarak Körfezlilere çok da yakın değil, hepsi oralarda binlerce yıldır yaşayan halkların asimile edilip başka bir kültürü benimsemiş hali. Aynı şey Türklere de oldu. Zaten, neden bilmiyorum ama Anadolu başka kültürleri benimsemeye çok eğilimli bir yer. Buraların kendi dil grubu var; Anadolu dilleri. Büyük İskender buraları fethettikten sonra ise kısa bir sürede bu dilleri konuşan kalmıyor, halk Yunanca konuşmaya başlıyor, Yunan oluyor. Oğuzlar gelince de aynı halkın büyük bir bölümü onların dinlerini benimsiyor, haliyle kimliklerini benimsiyor, sonra da dillerini.
Neden bu kadar fanatik, bu kadar tutkulu bir şekilde bizim gerçekten de Orta Asyalı olduğumuzda ısrar ediyorlar, onu da anlamıyorum. Ne var Orta Asya'da? Orta Asyalılar insanlığa ne kattı? Cengiz Han'ın ordusunun çoğu Türktü aslında diyor adam. İyi bi şey mi lan bu? Cengiz Han kadar dünyaya zarar vermiş bir insan yok. Orta Asya'daki göçebe halklar tarihlerinin çoğu boyunca yoğurt dışında hiçbir şey icat etmemiş, medeniyetten nasibini alamamış, yakıp yıkıp öldürüp tecavüz etmiş, büyük ve kadim medeniyetleri bokun içine batırmış, herkesin başına bela olmuş o kadar. Diğerlerinin teknolojileri ilerleyince de ağızlarına sıçmışlar bunların. "Halkı İslamcılığın etkisinden kurtarmak için Orta Asya kültürünü dayatmalıyız" diyorlar. Bu arkadaşlar sanırım Orta Asyalıların aralarında pek bulunmamışlar. Ben bulundum, ve gerçekten de—tabi ki de istisnalar vardır ama—çoğu hiç örnek almak isteyeceğiniz insanlar değiller. Türkiye'deki laik kesime benzemiyorlar, Kamalistlere hiç benzemiyorlar. Bıraksan onlar da—onlarca yıl sürmüş Sovyet diktasına rağmen—İslamcı olacaklar, neyse ki başlarında sağlam diktatörler var. Zaten Suriye ve Irak Orta Asyalı mücahit dolu; Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak, dolu lan dolu. Soruyorum, neden bu adamların kültürlerini benimseyelim? Osmanlıcılık, İslamcılık beni ne kadar rahatsız etse de ciddi ciddi söylüyorum ki İslam öncesi Türkler o dönemin Müslümanlarından da daha beter. İlla bir tarihimiz olsun, bir şeyin edebiyatını, romantizmini yapalım diyorsanız bu topraklarda medeniyetten çok ne var? Seç bi tanesini işte. "We wuz" yapabileceğin o kadar, o kadar çok halk var ve sen gidip Orta Asyalıları seçiyorsun. Eğer hedefin "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" ise çok yanlış yoldasın.
Fark ettiyseniz yazının kalitesi sonlara doğru düşmeye başladı, ondan daha fazla uzatmayayım. Koltuk profesörü olarak bunları gözlemledim.
submitted by Pruswa to Turkey [link] [comments]


2014.12.30 01:51 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 6- Bir Ayrımcılık Hikayesi

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi… Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu. Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor.
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne “ayrımcılık” yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum.
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki; Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim. Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım. Otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp “tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun” diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde “ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var” dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla “hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin.” Şimdi jeton düştü! O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı.
Sadece aşık, masum iki çift. Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu. Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi? Ona “homo” ona “hetero” dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti… “Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın”
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp “bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun” gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
“sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım”
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki “duracak” düğmesine basıp “o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin“.
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu.
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor.
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer “protein çubuğuymuş*” gibi ikram ediyorlar…
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun…Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü…
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye…
Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun…
Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle “Gelecekten Gelmeyen Adam 7- Seçim Sonrası” yazısında görüşmek dileğiyle… Not 2: *”protein çubuğuymuş” mükemmel bir film olan “Snowpiercer” dan bir terim… İzlemenizi tavsiye ederim…
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]